“... ve aşktan bahsetmeye başladılar. Durois sonsuza değin sürmeyeceğini kabul etmekle birlikte aşkın bir güven duygusu, duyarlı bir arkadaşlık, bir bağ yaratarak uzun süreli olacağı kanaatindeydi. Bedenlerin birleşmesi kalplerin birleşmesinin mührüydü ancak. Ama çoğu zaman ayrılığa eşlik eden hırpalayıcı kıskançlıklardan, dramlardan, kavga gürültüden hoşlanmıyordu hiç.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Aralarında ani bir yakınlığın doğduğunu, aynı kişilikte, aynı soydan gelen iki insanı beş dakikada iki dost haline getiren bir sırdaşlık, samimiyet, duygudaşlık bağı kurulmakta olduğunu hissediyorlardı.”
“Onuruna en çok dokunansa yüksek sosyetenin kapılarının kendisine kapalı olduğunu hissetmesi, orada kendisine eşiti gibi davranan kimsenin olmaması, birçok tanınmış aktris kimi zaman ona samimiyet anlamında ilgi göstermiş olsa da o tabakadaki kadınlarla yakın ilişkiler kuramıyor olmasıydı. Öte yandan üst tabakadan olsun, aktris sürpüntüsü olsun bütün kadınların kendisine karşı özel bir çekim, doğal bir sempati duyduklarını tecrübeleriyle biliyor, geleceğine yön verebilecek kadınlarla tanışma şansı bulamadığı için köstek vurulmuş at gibi esiniyordu.”
“Üç kuruşu tezgaha attıktan sonra bir acele gazeteyi açıp ilk sayfanın başlıklarını gözden geçirdi. Hiçbir şey yoktu. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Gazeteyi açtı ve bir sütunun alt kısmında iri harflerle Georges Durois yazdığını görünce büyük bir heyecana kapıldı. Olmuştu işte. Ne büyük mutlululuk. Elinde gazetesi, şapkası bir yana yatmış hiçbir şey düşünmeden yürümeye koyuldu. Yoldan geçenleri durdurup "Gazeteyi alın, gazeteyi alın. İçinde benim bir makalem var" dememek için kendini zor tutuyordu. Bazı gazete satıcılarının geceleri bulvarda yaptığı gibi ciğerinin yettiği kadar "La Vie Française'i okuyun, Georges Durois'nın Bir Süvarinin Afrika Anıları adlı makalesini okuyun diye bağırmak istiyordu. Ansızın, bu yazıyı halka açık bir ortamda herkesin gözü önünde bir kafede kendi okuma arzusu duydu. Bunun üzerine sabahın o saatinde müşteri açısından yükünü almış bir yer aradı. Uzun bir süre yürümek zorunda kaldı. Sonunda bir çok müşterinin oturmakta olduğu şarap evi gibi bir yer bulup önündeki masalardan birine yerleşti. Hiç saati düşünmeden sanki bir absinth istiyormuş gibi bir rom istedi. Sonra "Garson, bana bir La Vie Française getirin," diye seslendi. Beyaz önlüklü bir adam koşturdu. "Ondan yok monsieur. Bizde sadece Le Rappel, Le Petit Parisien var.". "Ne biçim bir dükkan burası" diye öfkeli ve memnuniyetsiz bir sesle söylendi Durois. "O zaman gidip alıverin bir tane". Garson derhal koştu ve alıp geldi. Durois makalesini okumaya başladı. Etraftakilerin dikkatini çekmek ve gazetede ne olduğuna dair bir merak uyandırmak niyetiyle birkaç defa yüksek sesle "Harika, harika," dedi. Sonra giderken gazeteyi masanın üzerinde bıraktı. Dükkan sahibi bunu fark edip Durois'ya seslendi "Monsieur, monsieur! Gazetenizi unuttunuz." ve Durois "Sizde kalsın, ben okudum, zaten bugünkü
“Umutlu bir beklenti ya da bir kaygıyla uyanılan günlerde olduğu erken saatte uyandı ve yataktan fırlayıp kendi deyişiyle bir fincan temiz hava içmek için penceresini açmaya gitti.”