Gozde Derelli

“Sömürü insanın karşısına aniden çıkmıyor. Genellikle hiç belli etmeden sinsi sinsi yaklaşıyor. Sömürü her alanda, bir sıvı gibi yavaş yavaş giriyor, belli etmeden. Çeşitli kılıklara bürünüyor: aşk oluyor, yakışıklı bir erkek oluyor, sempatik bir patron oluyor, ün oluyor, hatta zaman zaman para bile oluyor. Sömürünün marifeti önce size zevk veriyor olması. Önce sizi mutlandırıyor, umutlandırıyor. Ondan sonra yavaş yavaş kemiğinizi, iliğinizi kurutuyor.”
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Sonra bu anneler, oğullarına kız seçerken de kızın nasıl bir ev kızı olduğuna bakmışlar. Aman sakın yemek pişirmeyi bilmiyor olmasın. O gelinler de, hele hele kayınvalideleri evlerinde konukken döktürmüşler marifetlerini. Oğulları anneleri üzülmesin diye bir gün bile mutfağa, sevgili karıcıklarının yanına gitmemişler. Annem karıma yardım ettiğimi görüp de üzülmesin, diye. Gelinler de anlayışla karşılamışlar bu durumu. Kocaları kendilerine yardım etse de, annelerinin yanında hiç çalıştırmamışlar onları. Çünkü gelin de kayınvalide de birer kadın. Onlara da erkeklere hizmet etmeleri öğretilmiş.”
“Erkekler için yemek çok önemli. Çoğu için yemeğin cinsi, kalitesi, ne olduğu nasıl yapıldığı değil, her akşam önlerine iki üç kap yemek konulması önemli. Çünkü onlar buna alışmışlar, alıştırılmışlar. Onlara hizmetle görevli anneleri onları asla aç bırakmamış. Gece gelmişler, sedirin üzerinde uyuklayıp beklemiş anneleri. Oğullarının bir kap sıcak yemekten yoksun kalmalarını istememişler, bir gün bile olsa. Sabah erkenden kalkmışlar, onlardan en az bir saat daha erken uyanmışlar ki, oğulları iki bardak sıcak çay ile iki dilim kızarmış ekmeklerini yemeden çıkmasınlar dışarı diye. Anaları oğulcukları için ne olursa olsun dünya yıkılsa o yemeği hazırlamışlar, önlerine koymuşlar. Ama bu özeni kızları için göstermemişler. Onların aç kalmaması için uğraşmamislar, onları beslememisler mi? Hayır hayır, onlara da yemeklerini hazır etmişler ama buzdolabında beklemiş yemekler. Kızları eve geç geldiğinde ise, evladım yemeğin buzdolabında. Çıkart, ısıtıp yiyiver haydi. Hatta kızları oğulları ile birlikte geç dönmüşlerse eve, haydi kızım ağabeyine yemeğini hazırla da yiyiverin birlikte demişler.”
“Bir davette davetin sahibi yaşlı tiyatro sanatçısı bizi öteki konuklarla tanıştırıyor. Her gelene "Aydın Bey ve Aydın Bey'in eşi" diyor. Canım sıkılıyor. Birkaç kez karşımdakine kendi adımı mırıldanıyorum. Adam durmadan, "Aydın Bey'in eşi" diyor yine benim için. İnanılır gibi değil. Bu adamlara göre benim yeryüzünde Aydın Bey'in eşi olmam dışında hiçbir işlevim yok. Zaten gelen davetiyelerin üzerinde ve içinde de öyle yazıyor. Bay ve Bayan Aydın Bilmem ne. Peki ben kimin? Benim adım hiç önemli değil mi? Sonunda dayanamıyorum. "Mâhir Bey benim adım var, o da şu. Herhalde bilmiyorsunuz" diyorum. Hemen anlıyor, ondan sonraki tanıştırmalarda adımın üzerine abartıyla basa basa söylüyor.”
“Benim kızım nasıl da başarılı olmuş, nasıl da güzelleşmiş televizyonlara çıkıyor. Herkes onu tanıyor. Annesi de onunla gurur duyuyor. Aferin benim akıllı kızım. Aferin benim güzel kızım. Canım kızım. Gel sana sarılayım. Seni okşayayım. Bana kim bir kez daha böyle yürekten davranacak?”