Bir keresinde bana baktığında, kahverengi gözlerinde sanki içinde bitkin, boş bir korku dışında başka bir şey olmayan boşluklar gibi, boş bir bakış vardı. Gerçekten orada olup olmadığımı anlamak için hiçliğin pencerelerinden bakıyordu.
O ağır, güzel sesi boğuklaşmıştı. Kadife gözleri katılaşmış, bitkindi ama katılığında boşluk, yorgunluk vardı..Carlotta adamın sessiz boşluğuyla mücadele ediyordu.
İçimde birdenbire, doğanın büyük korosuna katılmak, ruhumu dolduran coşkuyu bir şeylerle anlatma isteği yükseldi. Gökyüzünü kucaklayan mavi alev, benim göğsümde yanıyordu sanki. Nasıl anlatabilirdim bu coşkuyu? Ansızın sesimin olanca gücüyle bir şarkıya başladım. Gök gürüldüyor, şimşekler çakıyor, otlar hışırdıyor ve ben kendimi bütün bu seslerle tam bir uyum içinde hissederek şarkı söylüyordum...
Bunu görünce, yeniden aklına seslenmeyi denedim. Bilimin, yardımlaşmanın, yasaların yararlarından söz edeyim dedim. Fakat söylediğim her şey onun hayat anlayışı karşısında taştan bir duvara çarpmışçasına tuzla buz oluyordu.