Yok, hayır, hayır! Artık ona âşık değildi! Sadece o sabah onu makaslar ve İpek kumaşlar arasında partiye hazırlanırken onu düşünmekten kaçamayacağını hissetmişti; bir tren vagonunda uyurken başı omzunuza düşüp duran biri gibi üzerine üzerine geliyordu; bu âşık olmak değildi ki; onu düşünmek; yargılamak, otuz yılın ardından onu yeniden anlamaya çalışmaktı.
İblisin tebessümü söndürmüş lambaları
Yıkılmış gönül evi, ayna kırık, düş kara
Ne mevsim bizden yana, ne de gördük baharı
Ey kıyamet, gel artık, iyileşsin bu yara
Masmavi bir denizin ortasında ve kırgın İçiyorum çöllerin bütün susuzluğunu
Damla damla kuruttu bu sevda ve bu yangın
Mendillerin gözümde arayıp bulduğunu