• Etrafımızda gözlemlediğimiz her şeyin kendine ait bir rengi bulunmakta. Tüm canlılar ve nesneler sahip oldukları renkleri itibariyle bir renk şöleni oluşturmaktadırlar. Renksiz bir dünyanın ne kadar iç karartıcı olacağını düşündünüz mü hiç? Herşeyin tek bir siyah ya da gri tonda algılandığını hayal edin bir an olsun.

    Ağaçları, çiçekleri ve türlü canlıları ile doğayı izlerken hayranlık duymakta, bir manzara ya da gün batımının bize huzur verdiğine şahit olmaktayız.
  • Yanaklarım kızarmıştı ve gri gözlerim çakmak çakmak parlıyordu. Bu ifadeyi yüzümde daha önce de görmüştüm. Bir adamla yatağa girmeden hemen önce, banyodaki aynada. Bu benim düzüşmeye hazırım ifademdi.
  • İki çocuğum var benim duvardaki ayna
    Biri der kal,diğeri git
    Birinin gözleri koyu mavi,
    Boğaz'ın rengi gibi
    Diğerinin ise gri gökyüzü
    İki çocuğum var benim duvardaki ayna
    Biri der yak,diğeri söndür
    Biri öl,diğeri öldür.
  • Franz Kafka’nın gözünde yaşam gri duvarlarla kaplı, hiçbir yere açılmayan, ama sürekli çıkış yolunu arayacağımız bir labirenttir..



  • Ön yargılar kötü olarak bilinse de, aslında hayatta kalmak için zorunlu ve bir o kadar da yararlıdır. Burada oldukça pratik ve kullanışlı bir ön yargı listesi yapılmıştır. Bu listenin duyarlılığı yüzde 90’dır. Ancak okurken her yargı gibi birçok istisnası olabileceğini unutmamak gerekir.

    ***

    “Bok 10” listesi

    Bir kitap sizi “naif ve duygulu bir anlatımla içsel bir yolculuğa” çıkartıyorsa, o kitap yüzde 90 boktan bir kitaptır. Siz siz olun o yolculuklara çıkmayın, eksik olsun!
    Bir kitabın tanıtım yazısının kapladığı yer, yazarının fotoğrafından küçükse o kitap muhtemelen boktan bir kitaptır.
    Yıl olmuş 2017 ve yeni çıkan bir kitabın tanıtım yazısında hâlâ “yazarın çağına tanıklığı”, “kendi içine yaptığı yolculuk”, “katmanlı anlatı”, “duru dil” gibi tanımlamaların en az ikisi kullanılıyorsa o kitap büyük olasılıkla boktan bir kitaptır.
    Bir önceki maddedeki “muhtemelen” boktan olduğunu düşündüğümüz malum kitap hakkında o yazıyı yazan eleştirmen ise “muhtemelen” değil KESİNLİKLE ve KESİNLİKLE boktan bir eleştirmendir.
    Bir kitabın kapağı, erkekler için gri, kadınlar için pembe olarak tasarlanmış ve piyasaya sürülmüş ise o kitap yüzde 100 boktan bir kitaptır.
    Bir kitap daha çıkmadan, o kitabı bilboardlarda, afişlerde ve gazetelerde görüyorsanız; kitabın kendisinden önce reklamı görünüyorsa o kitap muhtemelen boktan bir kitaptır.
    Bir kitabı Hasan Bülent Kahraman tanıtıyorsa o kitap boktan bir kitaptır.
    Bir kitabın reklamını para çekerken bankamatikte “havale, EFT, para yatırma, para çekme” menüsünden hemen sonra görüyorsanız o kitap boktan bir kitaptır.
    Bir kitabın yazarının söyleşisinde verdiği pozlar, iç çamaşır defilesindeki mankenlerin verdiği pozlardan ayırt edilemiyorsa, o kitap muhtemelen boktan bir kitaptır.
    Bir kitap Migros’ta Prima Maxi çocuk bezinin yanındaki sepette ya da Carrefour kasalarında “Okey ektra hisset” prezervatiflerine bitişik olarak satılıyorsa o kitap boktan bir kitaptır.
    Bir kitap hakkında yazan bir eleştirmenin yazısı, kitabın arka kapak yazısı, yazar hakkında ansiklopedik bilgi ve kitabın konusundan oluşuyorsa o “eleştirmen” boktan bir eleştirmen, sıradan bir “tanıtman” ve başarılı bir “yüceltmen”dir.
    Boktan eleştirmenler, sıradan tanıtmanlar, başarılı yüceltmenler neredeyse bir kural olarak boktan kitapları tanıtırlar. Aksini kanıtlayıncaya kadar şüphe etmek gerekir.
    Bir yazar kitabını tanıtırken, kitabın içeriğinden çok, kendi politik duruşundan, ne kadar aydın ya da muhalif oluşundan vs söz ediyorsa boktan kitabına parfüm sıkıyordur.
    Bir kitap, yazarının çalıştığı kurumdan, arkadaşı olduğu jüriden, atölye açtığı belediyeden ödül alıyorsa o kitap muhtemelen boktan bir kitaptır.
    Bir kitap “yer altı edebiyatı” veya “marjinallik” diye 50 yıllık uyuşturucu, seks, bohemlik, içki vs klişelerini hala yutturabiliyorsa o kitap boktan bir kitap, o yazar boktan bir yazardır.
    ***

    Kitabına benzeyen okur

    Ve bütün bunlar olurken her seferinde aynı zokayı yutan, her seferinde yine ve gene aldanan okur…

    Kendine şu soruyu sorma zamanı gelmedi mi hâlâ:

    "Bu kadar boktan kitap okuyan ben nasıl bir okurum?
  • Gecenin sabaha nöbet devrinde
    Sen Afrika'da bir dağ başında
    Bense Ağrı Dağı'nda
    Göz göze geldiğimiz zaman
    İkimizi de selamlarken güneş
    Gözlerimize işleyen bakışlarımız
    Tüm doğayı ısıtsın
    Karıncalar telaşla sabah içtimasında
    Arılar günlük çiçek tozuna kavuşma sabahında
    Edirne İstanbul Ankara Kars ve Van'da
    Simitçi ve kahvecilerin
    Duydukları ilk demir sesine
    Allah bereketini versin saatinde
    Otuz yaşındaki kızını uğurlarken altmış yaşındaki annenin
    Bir kuşun kalbinden daha hızlı hareket eden dudağında
    Evladı gözden kaybolmadan bitirmesi gereken bütün dualarının ümidinde
    Dünyaya şimdi gelen ve dünyadan şimdi giden ecelin varlığında
    Önlüğü beyaz, siyah, gri
    Yüzü beyaz, esmer, sarı
    Renklerin boyadığı ruhların
    Kaldırımlarda onları taşıyan insan trafiğinde
    Tarifeli seferle ve tarifsiz heyecanla sevgilisine az sonra kavuşacak olan
    Kır çiçekleri kokan kalp atışında
    Mesafelerin engel olamadığı
    Sevginin hava ile taşındığı
    İnsanın insana kavuştuğu
    Ağrı Dağı'nın Afrika ile buluştuğu
    Uzatılan her elin gökyüzüne kadar ulaşan parmaklarından
    Yer yüzüne yağmur eşliğinde inen
    Gününüz gönlünüz gülüşünüz
    Sizin olsun, sizin olsun gökyüzü
    Size gülsün güneş ve yer yüzü...

    Abdulselam GÖZÜTOK
  • Sonra çevreme bakındım,her şey her zamanki gibiydi...gri ve koyu renkli. Hep aynı mürekkep lekeleri,hep aynı masa ve evraklar,ben bile aynıydım; nasıl öyle aynı kalabilmişti her şey...Pegasos'un sırtına binip gitmek varken burada işim neydi?