"Kadın, "bunaltıcı düşlerden uyandığı" bir sabah, hiçliğe dönüşmüş olarak buldu kendini. Artık bir adı yoktu, düşüncesi, benliği, arzusu yoktu ama bir rahmi vardı. Yaşamını kolonilere sürülmeden, öldürülmeden, Damızlık Kız olarak sürdürmesini sağlayan rahmi..."
Kitap satış sitelerinden birinde böyle tanıtılıyor Damızlık Kızın Öyküsü... Her şeyin, hayat akışının normal olduğu bir günde işten atılan, ekonomik özgürlüğü elinden alınan, bir hayvan sürüsü gibi muamele gören; ışıktan, tattan, kokudan, dokunma hissinden mahrum bırakılan ve sonradan doğurganlık için eğitime alınan kadınları anlatıyor. Adı da dahil her şeylerini kaybeden kadınlar, kocalarının isimleriyle anılmaya başlanıyor. Fredinki, Williamınki, Gleninki...
Tek tip kırmızı kıyafetler giyinen Damızlık Kızlardan biriyseniz, evin dışındayken beyaz bir başlık takmak zorundasınız. Çünkü çevrenizde ne olduğunu görmemelisiniz ve diğer insanların sizin yüzünüzü görmesini engellemelisiniz. Tek işiniz doğurmak olduğu için size alkol yasak. Sigara yasak. İntihar yasak. Çünkü Gilead Cumhuriyeti'nde dört doğumdan yalnızca biri başarılı olabiliyor. Belki siz de bu şanslı doğurganlardan birisinizdir, bu yüzden yaşamak zorundasınız.
Her çevirdiğim sayfada tüylerimi diken diken eden, okumaktan inanılmaz keyif aldığım ama bu keyiften de biraz utanç duyduğum bir seriydi DKÖ serisi. Damızlık Kızın Öyküsü ve Ahitler'i sevdiğim kadar çizgi romanını da çok sevdim, özellikle okuma alışkanlığı kazanmak isteyenler için çok güzel bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Kurgusu, çizimleri... Her şeyiyle muazzamdı. Bu şekilde tek kitap olarak okuduğunuzda biraz yarım kalmışlık hissi olabileceğinden keşke ikinci kitabı da çizgi roman olarak görebilseydik diye de düşünmüyor değilim...