Okyanuslardaki adaların trajedisi, çağlara yayılan yavaş süreçlerle geliştirdikleri türlerin eşsizliğinde, yeri doldurulamazlığında yatar. Makul bir dünyada insanlar bu adalara değerli bir mülk gibi davranır, yaradılışın güzel ve merak uyandıran, dünyanın hiçbir yerinde kopyaları olmadığı için paha biçilemez değerdeki eserleriyle dolu doğal müzeler gibi korurdu. W.H Hudson’ın Arjantin pampalarının kuşları için yaktığı ağıt, adalar için söylense daha doğru olabilirdi: “Güzellik yok oldu, geri gelmiyor.”
Milyonlarca yıl önce, bir volkan Atlas Okyanusu’nun tabanında bir dağ inşa etti. Her püskürmesinde büyük bir volkanik kaya yığınını yukarıya doğru itti; ta ki taban genişliği yüz mili bulan ve denizin yüzeyine doğru yükselen bir kütle birikinceye kadar. Sonunda bu kaya yığınının konisi suyun üstüne çıktı ve yaklaşık 200 milkare genişliğinde bir ada oldu. Binlerce yıl geçti, ardından binlercesi, binlercesi daha. Nihayetinde Atlas Okyanusu’nun dalgaları koniyi kesip küçülttü ve suyun üzerinde kalan küçük bir kara parçası hariç her yerini sığlık alana çevirdi. Kalan bu parçaya Bermuda diyoruz.
Hem yumuşak hem de korkutucu kabarışlarıyla sanki içinde bir ruh sakladığını belli eden bu deniz, kimsenin bilmediği tatlı gizlerle doludur. - Moby Dick
Balıklar, amfibiler, sürüngenler, sıcakkanlı kuşlar, memeliler; her birimizin damarlarında, içindeki sodyum, potasyum, kalsiyum elementlerinin oranı deniz suyundakiyle neredeyse aynı olan bir tuzlu su dolaşır. Tek hücrelilikten çok hücreliliğe geçmiş olan uzak bir atamızın, milyonlarca yıl önce, ilk kez bir dolaşım sistemi geliştirdiği ve o sistemde dolaştırdığı sıvının denizin suyundan başka bir şey olmadığı günden bize kalan miras budur. Aynı şekilde, kireçle sertleşmiş iskeletlerimiz de Kambriyen döneminin kalsiyum bakımından zengin okyanuslarının bize mirasıdır. Vücutlarımızın her hücresinde akan protoplazma dahi, ilk basit canlılar kadim denizlerde yaratıldığında bütün canlı maddelere damga gibi vurulan kimyasal yapıyı taşır. Hayatın kendisi nasıl denizlerde başladıysa bizler, her birimiz de kendi yaşamımıza annelerimizin karnındaki bir minyatür okyanusta öyle başlarız, kendi türümüzün solungaçla nefes alıp veren su dünyası sakinlerinden karada yaşayabilen canlılara evrilmesini sağlayan adımları embriyonun gelişme aşamalarında tekrar ederiz.