Biliyoruz ki aynı anda altımızda ve üstümüzde, heybetli uçurumlarda, görüş alanımızın dışında ve hayal gücümüzün ötesinde, matematiksel bir kontrpuanla yazılmış notalar gibi birbirine bağlı, eş zamanlı milyonlarca, milyarlarca dönüşüm gerçekleşiyor. Ama biz bunları sadece biliyoruz, algılayamıyoruz. Biri bunu geometrik senfoni olarak adlandırmış. Ama biz bu senfoninin sağır dinleyicileriyiz.
"Normal insan... nedir normal insan?" dedi. "Hiç iğrenç bir şey yapmamış olan mıdır? Evet ama böyle bir şey yapmayı hiç mi düşünmemiştir? Düşünmemiş de olabilir, sadece onun içindeki bir şey düşünmüştür bunu, aklına hücum etmiştir bu, on ya da otuz yıl önce, belki buna karşı koyup unutmuştur, korkmamıştır da ondan, çünkü asla eyleme dökmeyeceğini biliyordur. Evet, şimdi bir düşünsene, günün birinde aniden başka insanlar arasında ete kemiğe bürünmüş ve kendine zincirlenmiş, yok edilemez olanla karşıya karşıya gelir. Peki ya sonra? Nerede karşı karşıya gelmişsindir bununla?"
Yataktan fırlayıp kalkmak için kendimi topladım. Bunu beceremeyeceğime hazırlamıştım kendimi. Çünkü insan düş görürken sanki felce uğramış, hatta orada yokmuş gibi olan bedenini çoğu zaman kontrol edemez. Beni daha çok bu çabanın uyandıracağına güveniyordum. Ama uyanmadım. Bacaklarımı aşağı sarkıtıp oturdum sadece. Çaresi yok, bu düşü sonuna kadar görmek zorundayım , diye düşündüm. Ama rahatlığımdan eser kalmamıştı. Korkuyordum.
Etrafımı saran delilik çemberini kırmayı başaramayacakmışım gibi geliyordu bana. Çünkü insanın kendi beyninden farklı düşünmesi mümkün değildi. Bedeninde olagelen süreçlerin normalliğini denetlemek için kendisinin dışına çıkması mümkün değildi.