Bir çatı altında sadece iki gece geçirsek de arkamızda bir şeyleri bırakarak gidiyoruz. Elle tutulur bir şey değil, bir saç iğnesi ya da tuvalet masası, boş bir Aspirin kutusu, yastık altında bir mendil değil. Tanımlanması imkânsız bir şey, hayatlarımızdan bir an, bir düşünce, bir ruh hali.
Aniden, “Keşke yeni bir icatla, anıları bir parfüm gibi bir şişeye doldurmamız mümkün olsaydı,” deyiverdim. “Anılar o şişede hiç solmasaydı, hiç bayatlamasaydı. Sonra, canımız istediğinde şişenin mantarını çıkarıp o anı yeniden yaşayabilseydik.” Ne söyleyeceğini görmek için ona baktım. Bana doğru dönmeden, önündeki yolu gözleriyle izlemeye devam etti.
Yirmi bir yaşımızda cesur değiliz. O yaşlar, küçük korkaklıkların, yersiz küçük korkuların yaşı. İnsan o yaşlarda çok kolay inciniyor, çok çabuk yaralanıyor ve ilk dikenli sözde pes ediyor.