Babil, uzun süredir okuma listemde olan, ilgimi çeken bir kitaptı. Bugün nihayet bitirdiğim için hakkında konuşmak istiyorum.
Öncelikle kitaba dair en sevdiğim detay, farklı dillerdeki kelimelerin anlamlarının açıklandığı bölümler oldu. Dillere ilgisi olan, farklı dillerde şarkılar dinlemeyi çok seven biri olarak bu konsepte kesinlikle bayıldım.
Babil kulesi, Edebiyat ve Hukuk bölümleri, karakterlerimizin girdiği dersler, üst sınıflarla olan diyaloglar, etimolojik açıklamalar, sınavları ve çalışmaları... Bunları okumak oldukça zevkliydi. Sömürgecilik, ırkçılık gibi konulara değinmesi güzeldi, Kuang gerçekten donanımlı biri olduğunu belli ediyor. Bunun dışında "şiddet" sahneleri gerçekten güzel yazılmıştı ve duyguların aktarım biçimini de beğendim. Kırılma noktaları çok yerindeydi.
Olumsuz yönlerine gelecek olursak... Kitap 1830ların İngilteresinde geçiyor ama bu his bana o kadar geçmedi ki. Karakterlerin diyalogları kimi zaman sığ geldi, kimi zaman da 2025'te sosyal medyada herhangi bir tartışmayı hatırlattı. Yazım dilinin, Kuang'ın tarzı ve tercihi tabii ki, böyle bir kurgu için basit kaçtığını da düşünüyorum. Irkçılık ve sömürgecilik konularında güzel birtakım düşünceler olsa da, 1830larda geçen bir kitap için ne yazık ki çok fazla 2020ler içeriyor. Youtube'da izlediğim bir reviewde ve altındaki yorumlarda kitabı romandan çok bir denemeye benzetmişlerdi, okudukça ben de öyle hissettim.
Gümüş işleme kısmına gelince, konsept yaratıcı da olsa sıklıkla ne işe yaradığını düşündüm. Bu kadar önemli bir şey için sanki biraz basit kalmıştı.
Karakterlere gelirsek... İki boyutlu kaldıklarını düşünüyorum, bu sebeple de gelişimleri bana hiç geçmedi.
Bunun dışında sonu çok güzeldi, bence kitabın diğer kusurlarını örten ve bu kadar beğenilmesini sağlayan da sonunun