Yolculuklarımda antikiteden kalma bir heykel ya da anıtla karşılaştığımda üzerinde yazanları okumaktan zevk alırdım ve hala da güzel bir kitabe okumaktan oldukça keyif alırım. İnsani bir sesin taştan bir sureti gibi görüyorum bunu, çağlar ötesinden kendini duyurur ve hiçliğin orta yerindeki bir kişiye hitap eder, ona yalnız olmadığını söyler, tam da onun durmakta olduğu yerde başkalarının da bir zamanlar durmuş olduğunu, tıpkı onun gibi hissetmiş, düşünmüş ve acı çekmiş olduklarını söyler.
Şubat ayının ilk kitabı Jane Eyre oldu benim için, aynı zamanda ayın yarısından fazlasını da bu kitaba ayırdım. Bu, çoğunlukla zaman bulamamaktan kaynaklanan bir durum olsa da benim için çok güzel oldu. Uzun soluklu bir dizi izlermiş gibi okudum bu kitabı, Jane benim için harika bir arkadaş oldu. Mrs. Reed'in evinden Lowood'a, oradan Thornfield'a ve Mr. Rochester'a, oradan Morton'a, köy okuluna, St. John, Diana ve Mary'ye, Jane'in yanında yolculuk ediyormuşum gibi hissettim.