Birçok insan henüz hayattayken ruhları solar, uçar, ölür. Virginia Woolf'un ifadesiyle, "parçalanmış kozanın içinde kanatları yapışık, titrek ve buruş buruş ruhlarla doludur dünya. Pişman ruhlarla doludur.
Musashi, "gözlemci göz" ve "algılayıcı göz" diye bir ayrım yapmış. Gözlemci göz, durumu olduğu gibi görür, yorum katmaz. Psikolojik etkilerden olabildiğince arındırılmış, objektif kamera bakışıdır. Algılayıcı göz ise ona anlamlar yükler, kendi hikâyesinin önyargılarını ekler, olmayanı var eder, olanı yok sayar.
Öğrenilerek ulaşılan bilgiler; yapay uzuv, takma diş, başka birinin etinden yapılmış burun gibidir. Sadece üzerimize yerleştirildiği için bize yapışık durur.
Ama kendi kendimize düşünerek ulaştığımız gerçekler doğal bir uzuv gibi, sadece bize aittir. Düşünen ve öğrenen kişi arasındaki temel fark budur.
Schopenhauer