Niyetinde saflığa ulaşmış bir anne-baba, bir insanın anavatanının onun çocukluğu olduğunu bilir. "Çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşaması ve olabileceği en iyi insan olarak gelişmesi için elimden gelenin en iyisini yapacağım," der.
Gerçek şu ki her bir insan evrende tek ve emsalsiz olsa da, bir insanın değeri diğer insanlarla ilişkileri içinde oluşur ve gelişir. Elin beş parmağı gibi... Orta parmak daha uzun olabilir, ama daha değerli değildir. Diğerleri olmadan orta parmak kendi başına önemli bir değer taşımaz. Elin parmaklarının her biri kendine özgü bir değer taşır ve birlikte muhteşem bir ekip oluştururlar. Her bir parmak, bu muhteşem ekibin bir üyesi olarak eşsiz ve değerlidir.
Böcek koleksiyoncusu bir öğretmenin yolculuğu esnasında hapsedildiği bir kum çukurundan kurtulmak için senelerce verdiği mücadeleyi okuyoruz. Bu durumu kendi açımızdan hayal etmek dahi güç iken, yazar "kum dolu" cümleleriyle insana o sıkışmışlık, hapsolmuşluk hissini gerçekten yaşatıyor. İçerisinde çok güzel metaforlar var. Bunlara rağmen kitabı maalesef sevemedim. Uzakdoğu Edebiyatı ile şu ana kadar yıldızımın pek barışmadığını da belirtmeliyim. Ayrıca eserin adı Kumların Kadını olunca, kadının hikâyesine yoğunlaşılmasını bekledim fakat beklediğimi bulamadım.