gül

Kendi cenazenizi hayal edin. Nasıl olurdu sizce? Kimler gelirdi? Ne konuşurlardı? Şu an hayal ettiklerinizi kendi bakış açınızdan düşünüyor olmalısınız. Sanki hâlâ orada, belirli bir yerden, yukarıdan ya da yas tutanların arasında bir iskemleden olanları izliyormuşsunuz gibi...
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Pyrrhon
Hiç kimse bir şey bilemez, hatta bu bile kesin değildir. Doğru olduğuna inandığınız şeylere güvenemezsiniz çünkü yanılıyor olabilirsiniz. Her şey sorgulanabilir, her şeyden şüphe edilebilir. Bu nedenle yapabileceğiniz en iyi şey, açık fikirli olmayı sürdürmektir. Kendinizi bir düşünceye adarsanız, hayal kırıklığına uğrarsınız. Bu, eski Yunan ve daha sonra Roma'da birkaç yüzyıl popüler olan bir felsefi akım olan Şüpheciliğin ana öğretisiydi.
Aristoteles'in dehasının tek bir talihsiz yan etkisi vardı. Öyle zekiydi ve araştırmaları öyle kapsamlıydı ki, eserlerini okuyanların çoğu onun her konuda haklı olduğuna inandılar. Bu durum, Sokrates'in başlattığı gelenek içindeki felsefe ve ilerleme açısından kötüydü. Ölümünden yüzyıllar sonra bile Aristoteles'in dünyaya ilişkin görüşleri, çoğu âlim tarafından sorgusuz sualsiz kabul edildi. Aristoteles'in bir konuda bir şey söylediğini kanıtlayabilmek onlar için yeterliydi. Bu, kimi zaman "otoritenin doğrusu" diye adlandırılan şeydir, önemli bir "otorite" doğru olduğunu söylediği için bir şeyin doğru olması gerektiğine inanmak anlamına gelir.
Aristoteles, Platon'un, Platon da Sokrates'in öğrencisiydi. Dolayısıyla bu büyük düşünürler bir zincirin halkalarını oluşturur: Sokrates-Platon-Aristoteles. Zaten hep böyle değil midir? Dâhiler genellikle yoktan var olmazlar. Çoğunun onlara ilham veren bir hocası olmuştur ancak bu üç düşünürün düşünceleri birbirinden çok farklıydı. Öğrendiklerini papağan gibi yinelememişlerdi. Her birinin özgün bir yaklaşımı vardı. Basitçe ifade edersek, Sokrates iyi bir konuşmacı, Platon başarılı bir yazar, Aristoteles ise her şeyle ilgilenen biriydi. Sokrates ve Platon gördüğümüz dünyayı, yalnızca soyut felsefi düşünceyle ulaşılabilecek olan hakiki gerçekliğin soluk bir yansıması olarak düşünüyordu, Aristoteles ise tam aksine çevresindeki her şeyin ayrıntısıyla büyülenmişti.
Aristoteles
Nasıl açan bir tek çiçek ya da yaşanan bir tek sıcak gün yazın geldiğini kanıtlayamazsa, size haz veren birkaç anın ardından da hakiki mutluluğu bulduğunuzu söyleyemezsiniz. Ona göre hakiki mutluluk kısa süreli bir haz değildir.