Hani kişi ansızın, hiçbir sebep yokken düşünceye dalar, öyle derin düşünceye dalar ki zamanı, mekanı unutur, neyi düşündüğünü bile bilmez. Daha sonra kendi dış dünyasına tekrar aşina olmaya çalışır. İşte bu, ölümün sesidir.
Yalan söyleyecek halim yok ya; yeni bir dünyayı yaşamam gerekiyorsa, düşüncelerimin, duygularımın hissizleşip ağırlaşmasını, zahmet çekmeden nefes almayı arzu ederdim.
İkinci yaşam fikri beni korkutuyor, yoruyordu. Henüz içinde yaşadığım dünyaya alışmamıştım. Dünya artık ne işime yarardı ki? Bu dünyanın benim için değil, bir avuç hayasız, yüzsüz, dilenci tabiatlı, çokbilmiş, kabadayı, gözü gönlü aç insanlar için olduğunu hissediyordum.