Zehra Aymelek

Zehra Aymelek
@gul_yetistiren_kiz
"Yazık, kör bahçıvanın bahçesinde açan goncaya"
"...Emerek ay ışığını nasıl da büyüyorsun ey kalbim Bir tarafın şehirler şehirler şehirler Mekanik bir çizgide tükenen insanlar Bir tarafın çöl Çölde birbirini boğazlayan aç çıplak insanlar Bir yüzün asya ey kalbim, bir yüzün afrika Öbür yanın avrupa amerika Saatler nasıl yorulmazlarsa işlemekten Sen de yorulmuyorsun ey kalbim büyümekten. Çıkıp dağlara yaylalara Susmak istersin Ama yalnızca susar gibi görünürsün Derviş olamadın Ama başıboş da kalmadın Ey durup durup dalgalanan kalbim Yorulup yorulup durulduğun gün Gerçek yorumu bulabilirsin..." Erdem Bayazıt
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kentlerimizde bugün İslâmî mimari ölü durumda; kent planlamacılığı da mevcut değil idi. Sanki biz başkalarının deneyimlerinden yararlanma yeteneğine sahip değilmişiz gibi, iki asır önce sanayi devrimi geçirmiş olan Avrupa kentlerinin ne kadar berbat ve hatalı yanları varsa hepsini aynen tekrarlayan kalabalık kent merkezlerimiz var. Herşeyin karması olan evlerimiz, mobilyalarımız ve süsleme sanatlarımız, kim ve ne olduğumuz konusundaki kafa karışıklığımızı pek güzel yansıtır biçimdedir. Kısacası, aksine iddialara rağmen, müslüman kendini batılılaştırdığı oranda berbatlaşmıştır. Hayatı, kendi mazisiyle irtibatsız her tarzın görüldüğü bir yığındır. Kendisini ne İslâm ne de Batılı sayılabilecek çağdaş bir kültür garibesine döndürmüştür.
Alıntı
Sömürgeciler ve işbirlikçileri müslümanın günlük hayatını batı kültürünü aşılayan etkilerle doldurdular. Gazeteler, dergiler, kitaplar, radyo ve televizyon, sinema ve tiyatro, plâklar ve kasetler, afişler ve ışıklı reklamlar onu her gün bu etkiler bombardımanına tuttu. Müslüman hükümetler başkentlerinde iki yanı batı tarzı gökdelenlerle çevrili yeni bir ana cadde açılınca gururlandılar, ama kentlerinin öteki mahallelerinin ve köylerinin sefaleti, viraneliğinden pek utanmadılar. Batılılaşmış seçkinler film, opera, piyes seyretmek, konser dinlemek üzere salonları doldurdular, çocukları da dünyevîleşmiş, misyoner yönetimindeki okullarında, üniversitelerinde aynı konularda kitaplar okudular. Hiç biri, bunların yaptıkları öteki şeyler veya düşünceleriyle uygunsuzluğunu fark etmedi. Kendi kendini batılılaştırmayı tamamlayanlar çevreleriyle geçmişleri arasında sırıtır hale geldiler. İslâm kültürünün bütünlüğü ve İslâmî hayat tarzının birliği bunların kişiliklerinde, düşünce ve eylemlerinde, evleri ve aile çevrelerinde parça parça oldu. Batılı sosyal kurumlar ve adetler tereddüt gösterilmeden kabul edildi. Bulunduğu aşağılık durumdan İslâm tarafından öngörülen, izzet ve sosyal yararlılık zirvesine çıkarmak yerine, müslüman kadının peşinde koştuğu Batı'nın bozuk yönleri oldu: gittikçe artan çıplaklık ve erkek-kadın karma yaşam, kendi hayatını yaşamak üzere ekonomik bağımsızlık, zevk tatmini ve ailesine karşı görevlerini ihmal...
Alıntı
Müslümanların asırlar boyu süren gerilemesi aralarında cehaletin ve batıl inanışların yayılmasına yol açmıştır. Bu şerler de sıradan müslümanı mutluluğu kör inanışta aramaya, yüzeysellik ve kaba softalığa eğilim duymaya, ya da ruhunu 'şeyhine' teslime yöneltmiştir. Bunlar da onun büyük çaplı zayıf noktaları hâline gelmiştir. Modern dünya onun üzerine çullandığında askerî, siyasî ve ekonomik zayıflığı paniğe kapılmasına sebep olmuştur. Şaşkınlıkla ve altından kayan zemini ona hemen iade eder umuduyla yarım ıslahat tedbirlerine başvurmuştur. Batı'nın başarı örneklerinin cazibesi, batılı ve batılılaşmış danışmanlarının etkisiyle, ister istemez çareyi batılılaşmada bulmuştur. Sömürge yönetimleri altındaki bölgelerdeyse, batılılaşma, elindeki her imkânı değerlendiren yöneticilerce emredilmiş ve teşvik edilmiştir. İyi niyetli veya değil, batılılaşmadan yana olan müslüman önderler programlarının eninde sonunda İslâm dinine ve yönettikleri halkın kültürüne zarar vereceğini kestiremediler. Batı, verimliliği ve gücü ile batının Tanrı ve insan, hayat, tabiat, dünya, zaman ve tarih konularındaki görüşleri arasında var olan ilişkiyi farkedemediler veya aldırış etmediler. Batılı değer ve yöntemleri öğreten bir eğitim sistemi benimsendi. Kısa bir süre sonra, topluma İslâmî kültür birikiminden habersiz diplomalı nesiller akmaya başladı. Bunların cehaletleri, bütün tutuculukları, yüzeysellikleri, softalıkları veya mistikliklerine rağmen iyi niyetli olan ve kültür birikiminin muhafızları durumundaki ulemâya karşı duydukları kuşkuyla birleşti. Halkı batılılaşma yanlıları ve muhalifleri olarak bölen bir uçurum meydana geldi. Sömürgeci güçler birincilerin topluma egemen olmasını sağladılar.
Alıntı
İslâm âlemi kendi içinde bölünmüştür. Sömürgeci güçler, ümmeti elliden fazla milli-devletle parçalamayı ve her birini diğerine düşman etmeyi başarmışlardır. İslâm devletlerinin sınırları, her devlet komşularıyla sürekli çatışma içinde bulunacak biçimde tespit edilmiştir. Düşmanın siyasî dolapları, sürtüşmeleri devamlı olarak kendi yararına kullanmakta, yabancılaşma ve nefret meydana getirmektedir. Her müslüman millî devlet de kendi içinde bölünmüştür; nüfus yapısı karışıktır ve sömürgeci efendiler bir grubu ötekiler üzerine egemen hale getirmişlerdir. Hiç bir millî devlete kendi vatandaşlarını kaynaştırıp tek bir vücut hâline getirmek üzere zaman, barış ve kaynak imkânı verilmemiştir. İki devletin birleşerek daha büyük ve daha güçlü bir yapıya kavuşmalarına da imkân tanınmamıştır. Daha da kötüsü düşman, İslâm âlemine kendileriyle yerli halk arasında sürekli çatışma çıksın, diye yabancılar ithal etmiş veya halkın bir bölümünü Batı hristiyanlığını kabule zorlamış böylece bütün bunların müslüman yurttaşlardan farklı olmalarını sağlama almıştır hatta gayrımüslim halkta kendilerini müslümanlarla çelişkiye düşürecek ayrı bir kişiliğe sahip oldukları kanısını yerleştirmiştir. Son olarak da düşman, müslümanların kalbinde enerjisini yapıcı işler yerine sonuçsuz savaşlarda harcatacağı veya eğer sömürgeciler kendi ekonomik, stratejik ve siyasî çıkarları için bu toprakları yeniden işgale karar verirse, üs olarak kullanacağı düşman 'yarıcı' devletler kurdurmuştur. Hiçbir İslâm memleketi iç ve dış güvenliğe sahip değildir. Kaynaklarının ve enerjilerinin en önemli kısmını nafile yere, içte iktidarlarını elden kaçırmama, dışta itibar kazanma yolunda harcamaktadırlar...
Sayfa 20·Kitabı okuyor
Alıntı