Hep dikkatimi çekmiştir, anlaşılmamaktan yakınanlar, genellikle anlamaya çalışmayanlardır. Aynı şekilde, düşüncelerinin çok benzersiz, çok üstün olduğunu sananlar da çoğunlukla düşünsel çalışmalarla en yüzeysel biçimde ilgilenenler arasından çıkıyor.
Varlık nedir? Tanrı nedir, evrenin tanımı? Böyle aşırı genel konularla fazla uğraşmamak lazım. Bir kişinin evrenin sırrını çözmesi, Himalayalar’daki bir karıncanın Wall Street Borsası’nın işleyişini anlaması kadar imkansızdır. Bu konular karşısında insan ve kafası o kadar küçük ki. Sonsuzluk içinde kaybolmamak için şairlere, tasavvufa bakmak gerekiyor.
Aslında bu yaşa, bu düşünceye gelince artık bakıyorum da dünyadaki birçok şey’ “her şey” diyeceğim de çok kesin olut diye söylemiyorum, ama söyleyeyim, her şey bir ruh durumu. Olguların, kavramların anlamı senin o anda bulunduğun ruh durumuna, o sıradaki algılamana göre değişiyor. Algı meselesi! “Algı”nın kapıları nereye açılıyor, nasıl algılıyorsun? Buradan da Montaigne’in o meşhur sözüne geliyorum; “Bana, doğru gelen hiçbir düşünce yoktur ki aynı zamanda yanlış gibi de gelmesin.” Bakış açısını değiştirdiğin anda algıların, gördüğün gerçekler değişiyor.