Benim bildiğim, kendini beğenmiş, gürültücü adamlar; kendilerini saydıran, başları yukarda, sert adımlarla yürüyen adamlar; belki yirmi kişinin üstü olan, karşılarında put gibi durulan subaylar; sınıflarda gözlerine girmek, aferinlerini almak için can atılan öğretmenler; kendilerine selam vermediğimiz zaman bizi pataklayan son sınıf öğrencileri; bütün bu güçlü kişiler, belirli kadınların önünde, duruşlarını, yüzlerini değiştiriyorlardı. Hareketlerindeki sertlik yitiyor, seslerindeki buyurucu ton uçup gidiyor, kadınlar kendilerine bir şey verince hemen teşekkür ediyor, bir çiçek koparmak, bir şemsiye açmak, tiyatroda bir yer bulmak, bir mektubu posta kutusuna atmak, bir çantayı taşımak gibi kadınların hoşuna gidecek şeyleri yapmak için tetikte bekliyorlardı. Öylesine değişiyorlardı ki, arada bir onların gerçekten iyiliksever olduklarına inanıyordum. Ama yalnızca aşıktılar...
Evlenmelerinin üstünden bir süre geçince yitiveren bu duruma aşık olmak deniyordu. Bu kimselerin karşılıksız bir şey yaptıklarını düşünemiyordum. Kişiliklerindeki bu değişiklik için istedikleri bir şey olmalıydı. Bu, onların gerçek kişiliği olsaydı, başka insanlara da böyle davranmaları gerekmez miydi?