''...Aşk tebliğ, âşık ise tebellüğ edendir. Yani aşk bilmektir. Bilmek ve kabul etmek. Boş bir sayfaya imza atmaktır. Bilmek ise başa beladır. Her şey orda başlar. Eğer bir şeyi biliyorsan artık mesulsündür. Aşkın kurallarını bilip aşka yan çizmek olmaz. Âşık olmak, koşulsuz kabul etmektir. Kabul ise, aşkı nikâhına almaktır. Aşk, öyle pazarlarda köle gibi satılmaz. Doydum deyip de kuru bir ekmekten arta kalan gibi bir tenhaya bırakılmaz. Zaten aşk ise âşığın dudağındaki, ona hiç doyum olmaz. Yok aşk değil de kuru bir heves ise eğer; cuma sevip pazar unutur o âşık kılıklı cambaz!..''
''...Aşk! Eşref-i mahlukata has bir eda. Aşk! Ruh-u beşerde inleyen bir seda. En çok da tatlı bir bela. Yani aşk, sevgilinin bal gözlerine kattığı ve âşığın ilk bakışta tattığı o leziz zehirdir. Ta ki o andan beri yüreğine akan kezzaptan bir nehirdir. Yakan, acıtan, kavuran, sol yanında hep sızlayan. Ama aşk öyle bir yaman çelişkidir ki; bunu anlamak da mümkün değildir. Tüm yakıcılığına rağmen âşık tiryakisi olur bu duygunun. Ateşe doğru kanat çırpıp; nihayetinde kanatlarını o ateşte kavuran bir pervane olur aşk ile her nefs-i beşer. Evet doğru aşk yanmaktır. Lakin yandığına da hiç aldırmamaktır!..''