Ümmeti Muhammedin şu garip hali ortada iken,gülmek ve eğlenmek için çok katı bir kalp ve kör bir göz sahibi olmak gerekir.
"Bağlayansın, her gönül yaramı, Gülmek görevin ben gülünce; Yağmur Senin gibi ağlar mı, Gözlerimden yaş dökülünce?"
Ahmet Muhip Dıranas
Ahmet Muhip Dıranas
Reklam
771
Gülmek makyajıydı bir çoğunun, Derinden hissettiği acılarına, Sürüp sürüştürdüğü! Derda Yuşa
Onlara sormak isterdim, hayatlarımızı farklı kılan nedir? Yani parasızlık sorunu olmayınca, insanı kıskıvrak bağlayan töreler olmayınca, gülmek ayıp sayıldığından insan zamanla gülmeyi unutmazsa ve çok istediği şeyler gerçekleştiğinde bile artık istediği gibi gülmeyi beceremeyecek duruma, düşmezse... Çocuklarına da gülmeyi öğretememekten korkmazsa... Bütün bunlar olmayınca insan nasıl yaşar? Ölesiye yorulmadan geçen bir günün sonunda neler düşünür insan? Geleceği güven altındaysa...
Külkedisi Sindirella Masalı Sindirella'nın annesi ölünce babası yeniden evlenmişti. Üvey annesinin iki kızı vardı. Ay Işığı ve Tatlı Pınar idi adları. Kızların babaları Tatar olduğundan sadece Tatlı Pınar'ın gözleri çekikti. Çok güzellerdi. Bir gören bir daha bakardı. Kızların kalpleri de çok güzeldi. İyilik etmekten mutluluk
Reklam
《Çevremde öylesine bir hiçlik kitlesi vardı ki, karşı duvarı kaplayan pullanmış boyalara bakıp hayal gücümü kullanmaya karar verdim. Oyalanmak için siluet şeklinde birtakım biçimler hayal edebilir ve bunların ne olduğunu saptamaya çalışabilirdim. Bugün, bu eski binanın duvarlarında sadece yüzler vardı: Yaşlı, çirkin ve yıpranmış şeytani yüzlerdi bunlar. Bana korku veriyorlardı ama yine de onları görmek için kendime izin veriyordum. Duvar bana gülüyordu. O duvardan nefret ediyorum. Lanet olası duvar! Benim yakınlarıma, daha da yakınlarıma gelmek ve kahkahalarla gülmek istiyor. Alnımdan akan terler gözlerimi yakıyordu ama ben yine de gözlerimi açık tutmaya çalışıyordum. Yüksek sesle gülen o duvara dikkat etmem gerek yoksa üzerime üzerime gelecek, beni istila edecek, beni ezecek... Kendimi kasmalı ve o kahkahalar atan duvardan kendimi korumalıyım. Cezai ehliyeti olmayan 410 adam Tanrı'nın bile unuttuğu bu çukurun sonsuz salonlarında birer gölge gibi dolaşmakta. Devletin bu yeri nasıl bir hastane olarak tanımladığını düşünüp öfkeleniyorum. Lima Devlet Hastanesi! Tangır!》
Sayfa 586
''sana her zaman söylüyorum senin yüzünde gülmek var ⁠ bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa'' Edip Cansever
Görünmez olan ben miydim? Görünmez olan hislerim miydi? Görünmez olan sürekli gülmek zorunda hissetsem de her dans edişimde ruhumun ağlamaları mıydı? Neden bir ruhun ölümünü hissetmenin tadını çıkarmamı istiyorlardı?
İnsan, batar. Sonra daha da dibe batar. Sonra çıkar, bir şekilde. Sonra bir daha... Olur, hayat böyledir, klişe sözler değildir bunlar, hakikattir. Sonra... Sonrasını Karasu söyler: "Gülümsüyorsun, gülümsüyo­rum. Bu kıyamet dışımızda koptu, tek seyircisi biziz." Başımıza ne gelirse gelsin, gülümseyip devam edeceğiz. Batmak da ayıp değil bu vaziyete gülmek de.
Reklam
“Sana her zaman söylüyorum senin yüzünde gülmek var, Bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa.” Edip Cansever
Sayfa 87 - Küsurat Yayınları
Bir başkasının gülmesi, dokunur bize. Ben de onunla gülebiliyorsam, hoş bir şekilde dokunur, lakin hiç gülecek halim yoksa, nahoş bir şekilde. Gülecek ne vardır ki ortada? Bir başka seferinde de gülen ben olurum, ötekilerin bununla ilgili bir tavır alması gerekir. Peki o zaman ben düşünür müyüm, gülmem onlara nasıl geliyor diye? O sırada gülmek sadece dokunmakla kalmıyor, tamamen alt üst ediyordur beni; karın bölgesinin derinlerinden kopup gelen ve titreşimleriyle her zaman gergin olan diyaframı sarsalayan gülüş, en nihayet gevşeyene kadar basbayağı acı veriyordur.
Sevilince insanın bakış açısı değişiyor , gülmek kolaylaşıyor…
1.500 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.