Canın Tenden, Ruhun Maddiyattan Üstünlüğü
Puan vermedi·479 syf.··
2026 3. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 20:35
Edebiyatın büyük okyanuslarında gezinirken, bazen sayfaların arasında kendi hayatımızın, hırslarımızın ve insanlığın en çıplak gerçekleriyle yüzleşiriz. Karamazov Kardeşler’in o sarsıcı, felsefi ve insanı duvardan duvara vuran ağır finalinin ardından, Nikolay Gogol’ün Ölü Canlar romanına geçmek, bir Rus taşrasının tozlu yollarında tuhaf bir yolculuğa çıkmak gibidir. İlk bakışta kağıt üzerinde ölü köylülerin ruhlarını toplayarak sınıf atlamaya çalışan bir kurnazın hikâyesi gibi görünen bu macera, derine inildikçe insan ruhunun en büyük trajedilerinden birine dönüşür. Aslında bu yolculukta Çiçikov’a kolayca kızamaz insan; çünkü o bir katil ya da salt bir kötü değildir. Onun bitmek bilmeyen bu koşusunun arkasında, çocukluğundan gelen derin bir sevgisizlik ve kaybetme kaygısı yatar. Ailesini kaybetmiş, memurluk çarkının içine girmiş, hayatı boyunca saygısızlık görmüş ve paranın zor kazanıldığını yaşayarak öğrenmiş bir adamdır o. Sistemin dürüst kalarak güzel bir hayat yaşamaya izin vermediğine inandığı bir dönemde, kendi yöntemlerini bulur. Gümrükteki o kaçakçılık işinde de, Nozdryov ile o içki masasında yaşadığı sürtüşmelerde de hep o sınırını bilemeyen açgözlülüğü yüzünden kaybetmiştir. Fakat Çiçikov’un en büyük özelliği, ne olursa olsun "Yine batarsam yine ayağa kalkarım" diyebilen o inatçı yapısıdır. Ne var ki bu amansız hırs, beraberinde büyük bir faturayı da getirir. İnsan kaybetse de yeniden kazanabilir; ama peki ya buna değer mi? Çiçikov, ömrünü o haris, bomboş ve değersiz toprak sahiplerine dil dökerek, eğilip bükülerek harcarken aslında en büyük sermayesini, yani zamanını kaybeder. Romanın son saniyelerinde saçları beyazlarken anlar ki; insan kazanır ama kazanırken yaşamı biter. Çalıp çırpmadan, sadece akılla ve emekle toprağı işleyerek zengin olan dürüst
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2026 20. kitabı
Kitabın çıkış noktası 1968 Prag Baharı ve sonrasında yaşananlar olsa da anlattıkları yalnızca belli bir döneme ya da ülkeye ait değil Kundera bu romanda hafıza, unutma ve iktidar arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Kitapta “unutuş” iktidarın bilinçli bir silahıdır. İnsanlar geçmişlerini unuttukça direnme güçlerini ve ahlaki pusulalarını kaybederler. Acıları, baskıları, yaşanmışlıkları hatırlamak bir “direniştir” Kitaptaki bir diğer tema ise “gülüş” İki türlü gülüş vardır. Gülmek salt coşkun bir gülüş değil alaycı bir gülüştür bazen. Bu alaycı gülüş otoriteyi küçültmenin ve kutsallığı bozmanın da yolu. Bu iki farklı gülüş halini melek ve şeytan hikayesi üzerinden anlatıyor yazar. Bence oldukça vurucuydu Kitabı okurken aklıma Calvino’bun görünmez kentleri geldi. Kentler, sakinlerinin geçmişini kayıplarını ve anılarını içinde barındıran bir depo gibidir. İnsnalar anılarını yitirdikçe kentlerini de unutur. Bir kenti anlamak bugünü görmekle değil geçmişin izlerini okumakla mümkündür. Şimdi tüm dünyada “belleği olmayan” kentler oluşturuluyor. Sürekli yeni bir bilgiyle karşılaşırken, geçmişimizi ve yaşadıklarımızı hızla geride bırakmaya çalışırken bir tür belleksizleşme yaşamıyor muyuz? Dediğim gibi bu kitap yalnızca bir dönemin politik atmosferini değil, hafızanın insan ve toplum için neden bu kadar önemli olduğunu anlatıyor. Okuduktan sonra uzun süre düşündüren kitaplardan biri. Kitap tavsiyedir efendim.
Gülüşün ve Unutuşun KitabıMilan Kundera · Can Yayınları · 20191,398 okunma
Reklam
Kahkahanın Ötesindeki Mizah..
8/10
·88 syf.··
2026 60. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:10
Yves Bossart'ın Her Şeye Rağmen Gülmek kitabı, hacim olarak oldukça kısa olmasına rağmen içerdiği düşünceler bakımından son derece yoğun bir eserdi. Bossart, mizahı sadece insanı güldüren bir şey olarak değil, dünyayı sorgulama, hayatı anlamlandırma ve çelişkilerle başa çıkma biçimi olarak ele alıyordu. Okurken sık sık altını çizdiğim, not aldığım ve geri dönüp okuduğum yerler oldu. Çünkü neredeyse her bölümde durup düşünmeye değer fikirler ve farklı bakış açıları ile karşılaştım. Özellikle yazarın hayatın çelişkilerle dolu yapısını mizah üzerinden okumaya çalıştığı; ruh ve beden, akıl ve duygu, mutluluk ve keder gibi karşıt gördüğümüz kavramların aslında birbirinden o kadar da uzak olmadığını anlatan bölümler oldukça etkileyiciydi. O sebeple kısa sürede okunabilecek bir kitap olmasına rağmen sindirilerek okunmayı hak ettiğini düşünüyorum. Kitapta beni en çok etkileyen düşüncelerden biri, insanın hem gülen hem de gülünç olan bir varlık olduğu fikriydi. Yazarın ifadesiyle bizler hem homo ridens, yani gülen insanız hem de homo risibilis, yani gülünç insanız. Aslında hayatımızın büyük kısmı da bunun örnekleriyle dolu. Kendimizi çok ciddiye aldığımız anlarda bile dışarıdan bakınca ne kadar komik görünebildiğimizi fark etmek, kitabın sık sık hatırlattığı şeylerden biri idi. Bossart'a göre mizah tam da burada devreye giriyor; kendimizi ve hayatı biraz daha hafif bir yerden görebilmemizi sağlıyordu.. Hoşuma giden bir diğer konu ise mizahın sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele olarak da ele alınmasıydı. Birlikte kahkaha attığımız insanlarla aslında yalnızca bir şakayı paylaşmadığımızı; çoğu zaman ortak değerleri, benzer bakış açılarını ve hayata dair bir duruşu da paylaşmış olduğumuzu fark etmek, mizahın insanları bir araya getiren görünmez bir bağ olduğunu ve bu
Edebiyat
Her Şeye Rağmen GülmekYves Bossart · İletişim Yayınları · 202447 okunma
9/10
·224 syf.··
2019 1020. kitabı
·
Sıdıka’yı zaten az çok bilen biri olarak kitaba başlarken neyle karşılaşacağımı tahmin ediyordum ama yine de kahkaha atarak okudum. Atilla Atalay’ın o kendine has mizahı, kelime oyunları ve absürt durumları burada da tam dozunda. Günlük hayatın sıradanlığını alıp öyle bir ti’ye alıyor ki, hem eğleniyorsun hem de “gerçekten de böyleyiz” diye düşünmeden edemiyorsun. Sıdıka karakteri yine sivri zekâlı, lafını sakınmayan ve çevresine ince ince ayar veren haliyle çok tanıdık. Özellikle aile içi diyaloglar bana fazlasıyla bizden geldi. Yer yer abartı var ama zaten işin eğlencesi de burada. Mizahı bazen çok ince, bazen de direkt yüzüne çarpıyor. Ancak bazı bölümlerde espriler üst üste gelince etkisi biraz azalmış gibi hissettim. Aynı tempoda ilerleyen metin bir noktadan sonra tekrar hissi yaratabiliyor. Yine de dili o kadar akıcı ki kitap su gibi akıp gidiyor. Genel olarak kafa dağıtmak, gülmek ve biraz da kendimize dışarıdan bakmak için çok keyifli bir kitaptı. Sıdıka’yı sevenler için zaten garanti; tanışmayanlar için de güzel bir başlangıç olabilir. Mizahın dozu yüksek, bol diyaloglu ve eğlenceli bir okuma deneyimi.
SıdıkaAtilla Atalay · İletişim Yayınları · 20081,042 okunma
Balık Değil, İnsan Hikâyesi
10/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 01:24
Fish! Balık’ı elime aldığımda karşıma çıkacak şeyin klasik bir kişisel gelişim kitabı olduğunu düşünmüştüm. Sayfalar ilerledikçe fark ettim ki bu kitap bana iş hayatını değil, insanın kendi hayatına karşı takındığı tavrı anlatıyormuş. Bir balık pazarının gürültülü tezgâhları arasında başlayan hikâye, aslında hepimizin iç dünyasına açılan sessiz bir kapıymış. Kitabı okurken en çok Mary Jane’in çaresizliği dokundu bana. Her sabah aynı koridorlardan geçen, aynı masaya oturan, aynı işleri yapan ama her geçen gün biraz daha tükenen insanların hikâyesi yabancı gelmedi. Çünkü hepimiz hayatımızın bir döneminde o “toksik enerji çöplüğü” denilen yerde bulunmuşuzdur. Bazen bir okul sırasının başında, bazen bir ofis masasının arkasında, bazen de kendi zihnimizin karanlık bir köşesinde… İşte bu yüzden kitap yalnızca bir işyeri dönüşümünü anlatmıyor; insanın kendi içindeki küskünlüğü, yorgunluğu ve umutsuzluğu dönüştürme mücadelesini anlatıyor. Fish! bana bir gerçeği hatırlattı: Hayat çoğu zaman bizim başımıza gelenlerden değil, onlara hangi gözle baktığımızdan ibaret. “Tutumunu seç” ilkesi kitabın sayfalarında yazılı duran bir cümle değil, adeta insanın omzundan tutup onu silkeleyen bir çağrı. Çünkü bazen değiştiremediğimiz şeyler vardır; fakat onlara karşı duruşumuzu değiştirmek her zaman elimizdedir. Yaşamın rüzgârı hangi yönden eserse essin, yelkeni nasıl açacağımıza biz karar veririz. Kitabın “oyun” kavramına yaklaşımı ise beni en çok düşündüren bölümlerden biri oldu. Yetişkin olmayı çoğu zaman ciddiyetle, ciddiyeti de mutsuzlukla karıştırıyoruz. Oysa balıkçılar bana şunu fısıldadı: İnsan işini severken de başarılı olabilir. Gülmek disiplinin düşmanı değildir; aksine bazen verimliliğin, yaratıcılığın ve dayanıklılığın gizli kaynağıdır. Sayfalar arasında dolaşırken,
Fish! Balık!Stephen C. Lundin · Epsilon Yayınları · 201257 okunma
Puan vermedi·500 syf.··
2026 80. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 11:40
7 Mühürlü Taht ~ Özlem Neşe Beydili Merhaba kitapsever dostlarım, bugün sizlere Yedi Kapı serisinin 5.kitabı 7 Mühürlü Taht yorumu ile geldim. Neşe ve arkadaşlarının yolu bu kez zorlu bir yolculuk ve zorlu bir mücadele bekliyor. Mühürlerin yasaklandığı, zalimliğin kanun haline geldiği bir şehre düşüyor yolları. Bu şehirde yasaklar insan olmanın en temel unsurlarını hedef alıyor. Fazla konuşmak, denizde avlanmak, gülmek, bilmek, başka bir yere gitmek, hatta rüya ve hayal görmek yasak olan bu şehir de; çocuklar bile tehdit olarak görünüyor. En korkunç olanı ise çocukları yedi yaşına geldiğinde kendilerini öldürmesinler diye birer savaşçı olarak yetiştirmeleri. Neşe ve arkadaşları bütün bunların içinde Doğa Ana’yı kurtarmak ve Öz’ü ona ulaştırmak için boyut kapılarından geçmeleri gerekiyordur. Xan-Xia da ise Lesath bitmek bilmeyen hırsı, yaptığı canilikler daha acımasız daha sert bir hal alıyor. Yine bir hainin yarattığı yıkımı dehşet içinde okudum. 7’ler ise dengeyi korumak için bu felakete bir son verebilecekler mi? Serisini her kitabında daha ne olabilir derken aksiyonu asla düşmüyor. Açılan her kapı öğrenilen gerçekler, saklanan acılar, bastırılmış anılar ve yarım kalmış duygular Neşe için daha zorlayıcı oluyor. Sevgili yazarımız olayların iç dünyasını ustalıkla ustalıkla işlerken okuru da kurgunun en karalım köşesine çekiyor. Bazı kapılar kapandı zannederken, olmadık bir anda yeniden açılıyor. Herkes için en zor olan kapı artık açılmıştır. Kendisi ile yüzleşme kapısı. İnsanın kendi vicdanıyla, korkularıyla ve seçimleriyle yüzleştiği, en derin yaranın başkaları değilde, insanın kendisi olduğunu yüzüne çarpıyor. 6.kitabı büyük merakla ve heyecanla bekliyorum.
Yedi Mühürlü TahtÖzlem Neşe Beydili · Dls Yayınları · 20257 okunma
Reklam
Reklam