• 624 syf.
    ·4/10
    Elif ablayı wattpadde şu anda devam etmekte olan bir kitabı sayesinde tanıdım. İyi ki tanımışım. Kitabı oldukça başarılı zaten biliyorsunuz ben töre kitaplarını severim. Ama bu kitap tam töre değil. Töre ve modern hayat karışımı...Hem ağladığım hem güldüm. Sizde gülmek isterseniz okumalısınız bence, tabi ağlayacağınız kısımlarda var.
    Elif, dedesinin verdiği karar üzerine evlenmeyi kabul eder. Ya da kabul etmek zorundadır. Ömer, kendisini alıp memleketine götürür. Memletine gelir gelmez Ömer Ağa'nın konağına giderler. Konakta herkes ile tanışan Elif, küçük bir çocuğu sever. Çocuğun kim olduğunu öğrendiğinde ise başından aşağı kaynar sular dökülür. Ömer Ağa'ya hesap soran Elif cevabı alınca rahatlar. Evlendikten sonra tatile çıkan üçlü, buz dağları ile geri döner. Bazı olaylardan sonra yakınlaşan Elif ile Ömer, aile olmaya başlarlar. Ömer'in geçmişi, Elif'in geçmişi, Egit'in saflığı... Okumanızı kesinlikle önerdiğim bir kitaptır.
  • Güm güm güm...


    Gece saat 02.00 yan ranzanın bitişiğindeki duvardan güm güm ses geliyor... Bu yan odadakilerin yeter artık zıbarın mesajı oluyor. Bizimkiler hala susmuyor... hindiye Kürtçe ne diyonuz ya çok merak ediyorum:)) şamik diyoruz diyo biri... Şamik ne yaaa biz domatese şamik deriz... Yuhhh bi kere domates frenk demek şamik'i nerden uydurdunuz? diyor öteki:)) biz hindiye hûlî deriz bi kere... Hemmen gogıl amcaya bakıyorum hindi “elok” demekmiş:)) Yani şu şamik, frenk, domates, hûlî... Bunları nerden uydurduk:)) hiç bilmiyorum.

    Odanın asli üyeleri evlerine gidince yakın arkadaşları odaya alıyorum, bol bol saçmalamak için..

    Ve ben onlara nasıl korkak biri olduğumu anlatıyorum... Mesela yolda yürürken trafik ışıkları yüzünden iki farklı araçtan 2 adamın inip birbiriyle el kol hareketiyle kavga ettiğinde gözlerimin dolduğunu anlatıyorum... Adamlar benden çok uzakta... hatta doğru düzgün görmediğime rağmen korktuğumu arkadaşların beni ordan hemen uzaklaştırdıklarını anlatıyorum... Sonra odadan kim kavga ederse odadan kaçtığımı... Hatta geçen gün alt katta kavga olduğunu... bende tesadüfen oradaydım sonra herkesin merak edip üst kattakilerin aşağı indiğini alt kattakilerin de kavgayı izlemek için yukarı çıktıklarını ama benim kaçacak bi delik aradığımı sonra yine koşa koşa odaya çıktığımı falan... Hatta çavîşka da bi kere nedenini anlatamayacağım ama bi nedenden yani korkudan dolayı o kadar çok koştuğumu ve abimin bana “canım benim senin pasaportun yok az daha sınırdışına çıkıyodun” dediğini anlatıyorum...

    Sonra yine

    Güm güm güm...

    Yine mesaj... Kızlar nolur uyuyalım artık, benim erken uyanmam lazım... Of yeter...

    Ben alt kattaki mescide gitmek için çıkıyorum sonra diğer 3 kişi de ayağa kalkıyor tuvalete gitmek için... Sonra bizle birlikte yan odadan mesaj veren çıkıyor, aynı canavarlar gibi... Zaten benim o kızdan da ödüm kopuyor... Sonra bize dönüp “güvenliğe gideyim mi” diyor bana kalırsa “özür dilerim abla hata ettik, affet...” diye yalvarırım. Ama ben diğer 3 kişi varken ne haddime deyip hızlı hızlı alt kata iniyorum... Onlar yukarda ne tartışıyorlar bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Of yaaa zaten az önce korkaklığımdan bahsettim. Şimdi iyice ödlek olduğumu anlayacaklar... Sonra cesurca yukarı çıkıyorum ama içim titriyor.. Sonuçta arkadaşlarımı bu zor durumda yalnız bırakmicam, birlikte fırça yiyelim diyorum... Odaya çıkıyorum kimse yok... Doğru ya üçü aynı anda tuvalete girecekti... Koşa koşa lavaboya gidiyorum kııızzlar tuvalette misiniz? Evet ordalar... Peki sarıkız? (canavar 👹) biri onun güvenliğe gittiğini söylüyor... Odaya dönersem bi ben orda olucam ve ben korkudan ölürüm... Hızlı hızlı inişe geçicem ama güvenlik ile sarıkızın sesleri geliyor onlarda yukarı çıkıyolar ve biz karşılaşacaz... Sonra şu yangın merdivenini icat eden insana içimden bağıra bağıra teşekkür edip koşa koşa yangın merdivenine doğru yol alıyorum... ama nasıl koşuyorum... Yani şimdi yazarken “Ey gerizekalı ben!” diyorum “yani seni ne yapacaklar ki?” en fazla “gecenin ikisinde lütfen sessiz olun diyecek” ama olsun sarıkız hiç normal biri değil ve sonuç da bende çok korkağım... Neyse bu şekilde bloğun arkasında kendimi buldum sonra sanki o odanın üyesi ben değilmişim gibi ana girişten bloğa giriyorum... Ağır ağır çıkıyorum... Sonra Ahmet Haşim geliyor aklıma... Evet evet tamamen şairin şiirine uygun davranmak için... Hem ne diyor şair; ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden... O yüzden... yani... yoksa dışardan geliyormuşum gibi göstermek için değil yani... İçimden eğer güvenlikle karşılaşırsam “ ya kızlar da çok ayıp ediyorlar, gece gece gürültü yapıp sizi yukarı çıkartmışlar” diyecem.. Neyse güvenlikle de karşılamıyorum.. Savaştan zaferle dönmüş bir asker gibi mutlulukla odama giriyorum.. “Kızlar güvenlik geldi mi?” diyorum.... “yooo”... Evet güvenlik odaya gelmemiş... Peki ben neden o kadar koştum... Neyse güzel bi maceraydı... Diye düşünürken güvenlik içeri giriyor:)) ah tanrım sırf güvenliğin geleceği o saate denk gelmek için bu kadar çok koşmuşum:)) ama güvenlik bi şey demedi.. Zaten bence o da sırf sarıkıza bak görevimi yaptım mesajı vermek için odaya geldi hemen de çıktı zaten :)) kendime bol bol güldüm...

    Bi de ayak sesleri gelince istemsizce gözlerimi kapatıyormuşum :)) ama her insanın korktuğu ama benim korkmadığım bir şey var: “Fare 🐭 ”... Evet ben fare çok severim hatta alıp öpebilirim, hatta öpsem çooook mutlu olabilirim... Arkadaşlardan biri daha önceden bi fareyi süpürgeyle nasıl hemen öldürdüğünü anlatınca da bi an o fare benmişim gibi hissedip ani bi tepki verdim... ama acı gibi bir şey... Sanki süpürgeyle bana vuruyorlarmış gibi başımı korumaya çalıştım... Tabi herkes yine bana güldü... Ama cidden ben o an fare oldum. Korkak bi fare... Sonra da “Psikopat” olduğumu tespit etmiş oldular...

    Ve hala konuşuyorlar... Bunlar sarıkızdan hiç korkmuyorlar ve benim ödüm kopuyor...



    (Şimdi bunları neden yazdım?

    Bir kaç yıl sonra bu hesabım hala var olursa okuyup bugünü hatırlayıp gülmek için)
  • kaçışlarından, korktuklarını anlayan Don Quijote, miğferinin kartondan siperliğini kaldırıp zayıf, toz içinde kalmış yüzünü açtı ve kibarca, sakin bir sesle dedi ki:

    "Kaçmayın, soylu hanımlar, benden bir kötülük beklemeyin, zira mensubu olduğum şövalyelik tarikatına, hiç kimseye, hele sizin gibi saygıdeğer hanımefendilere kötülük etmek yakışmaz."

    Kızlar, Don Quijote'ye bakıyor, iğreti siperliğin örttüğü yüzünü görmeye çalışıyorlardı. Ama kendilerine soylu hanımefendi dendiğini duyunca, soylulukla hiç ilgileri olmadığından, kendilerini tutamayıp gülmeye başladılar. Bunun üzerine gururu incinen Don Quijote şöyle dedi:

    "Güzele ölçülü olmak yakışır, üstelik en küçük hâdiseye gülmek sersemliktir, ama bunu sizi üzmek veya kızdırmak için söylemiyorum, benim tek amacım, sizlere hizmet etmektir."
  • 736 syf.
    ·86 günde·Puan vermedi
    Kitabı daha iyi anlamak isterdim oysa ki kitap Hristiyanlık dünyası hakkında sadece fikir verdi. Anlayamadım çünkü o kültürü bilmiyorum ve kitabın ana dilinde okumadığım için inceliklerini kaçırdığımı düşünüyorum. Keza böyle olduğunu Umberto eco'un alfabeta dergisine 1983 tarihinde yazdığı ve kitabın sonuna konulan yazıdan daha iyi anladım.
    Kitapta en hoşuma giden cümle " içimde kötülük olmaksızın günah işledim" Di. Sorumluluklardan sıyrılmak için muthiş bir metod. Aklıma içimizdeki şeytan kitabı geldi.
    Kitapta genel olarak Hristiyanlık dünyası gülmek doğru mu yanlış mı, hz isa yoksulmuydu zengiymiydi sorusu üzerine bir kaç parçaya bölünmüş. Ne kadar saçma değil mi? Şuan Jorge korktuğu şekilde bunu alaycılıkla gülerek karşılıyorum. Jorge korktuğu zamanlardayız galiba 🤭
    Bennonun en sevdiği şey öğrenmek dolayısıyla kitaplardı bu ihtirası uğruna ölmesi beni çok etkiledi.
    Kitapta bahsedilen herkesin ihtirasının farklı olması sadece ten ihtirasından değil de bir çok ihtirastan (öğrenme ihtirası gibi) beni çok etkiledi.
    Jorge niye diğer kitaplardan değil de aristotalesin kitabından korktuğunu açıklaması da muhteşemdi.
    Bernardonun suçlanan kişi yapılacak işkence hakkında " bu sürecin suçluya bağışladığı iyiliklerden biri, ölümün tatlı gelmesi ve istemesidir, ama itiraf tam, gönülden ve arındırıcı olmadıkça ölüm gelmemelidir." söyledi söz aklıma goerge Orwell 1984 getirdi.
    Jorge neden kitapları yok etmek yerine saklamayı tercih ettiğini açıkladığı bölüm ise aklımda şimşekler çaktırdı. Çünkü doğruyu söylüyordu. Efsaneleştirmek için bir şeyi yok etmeyi denemek gerekirken, bir şeyin hükmünün olmasını sağlamak için ise saklamak gerekirdi. Bu da aslında Fahrenheit 451 aklıma getirdi.
  • 732 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Gülün Adı

    Kitabın genel havasında Ortaçağ skolastik düşünce hakim. Ve Hiristayanlık dinine has motifler çok yoğun bir şekilde kitapta yer ediniyor Hatta okurken başlarda kitabı bırakıp, motifleri anlamak için önce İncil'i okumak gerek diye düşünmüştüm. Tabi çevirmenin hakkını yemiyelim, ilerleyen sayfalarda bu motiflerin çevirisini gayet başarıyla vermiş.

    Kitap polisiye ağırlıklı...
    William ve Adso'nun manastırda -ölümlerin sırrını çözmek için- cinayet soruşturması yapmalarıyla kitabın konusu şekilleniyor.

    Satır aralarında rahip William'ım talebesi (çömezine) verdiği dersler kitap boyunca, okuyucunun dikkatini ayakta tutuyor.
    "Doğaya hükmedebilmek için ona itaat etmem gerekir." gibi...

    Aynı zamanda kitap gerek Hükümdar ve Papa arasında çekişmelerle gerek dini tarikatlar arasındaki azbede ile
    Ortaçağın tarihi atmosferini yansıtıyor.

    Gelelim kitabın asıl içeriği, cinayet soruşturması detaylarına:

    1. Ölüm Adelmo isimli espirili ve komik çizimleri olan süslemeci.
    Ölümünün intihar olduğu düşünülüyor. Ama arkasını kurcalayınca gerçek hiç de öyle değil.
    William'ın cinayetin izlerini takip ederken söylediği bir söz aklıma düşüyor. Hatırladığım kadarıyla paylaşmak isterim. "Şüphe ile inanç bir arada olmaz. Aklındaki şüpheleri silmelisin." diye.

    Adso'nun efendisi William'a sorduğu sorularla cinayetin bilmecesi yavaş yavaş netlik kazanmaya başlıyor.

    Yaşlı kör bir rahibin:
    "Korkunun gölgesi düşmeyecek,
    Yüreklere sükunet ve huzurla dolsun." sözü aslında öyle ipucular barındırıyor ki kitap bitince anlaşılıyor.

    2. Ölüm Yunanca çevirmeni
    Çevirmenin ölüsünü suçluların karda taşıdığı ardında bıraktığı izlerden anlaşılıyor.
    William olay için "Suçluların karda bıraktıkları ayak izleri suçun parşömendir." diyor.

    Kitabın nihayetinde, William ve Adso cinayetleri araştırdıkça kütüphanenin sıradışı sırrına ulaşacaklardır.
    İpucunun başka bir kilit noktası daha
    "Komik şeyler duyduğum da igrenirim," der yasli kör rahip.

    William'on dikkatini kütüphane çeker. Kör rahip kütüphaneye girişin yasak olduğunu söyler. Kahramanlarımızın girmesine müsade etmez.

    William ile Adso arasında şöyle bir konuşma gecer.
    _Bu manastır kütüphanesiyle ünlüdür.
    _Peki kitaplar nerede?
    _Bahse girerim ki o kulede havadan daha fazlası var.
    William hiç de haksız sayılmaz bilmecenin çözümü kütüphanedir.

    Kafir çirkin bir adam kütüphane bekçisi. Kapıyı açıyor ve iceride kahramanlarımız. Şifreli mektup buluyor. Mektubun yazıları limon suyuyla yazılmış, yazılar mektubu ısıtınca okunuyor.
    Mektup bir tür: Zodyak şifresi.

    Bir tıkırtı duyuyorlar. Tedirgin olup kütüphaneden çıkıyım derken, William merceklerini sifreyi bulduğu kitabın arasında unutuyor. ( Bir ipucu daha mercekler)

    3. Ölüm: kütüphaneci yardımcısının ölümü

    3 cesette aynı ölüm metoduyla ölmüş.
    Mürekkep lekelerinin baş parmaklarına bulaşması ve dilleri mürekkep boyalı olmasıyla William yasak kitabın bilgisine vakıf oldukları için kurbanların öldüğünü düşünüyor.
    _ maktülün diline bak.
    _Herhalde diliyle yazı yazmıyordu.

    Adso'nun aşık olduğu kız büyücülükle suçlanıyor ve kilise kızın yakılması kararını alıyor. Olay üzerine William ile Adso arasında şöyle bir konuşma geçiyor:
    _Acımıyor musun?
    _Belki de benim acıma şeklim boyledir
    Acimak onu alevlerden kurtarmayacak

    En sonunda yasak kitabın sırrı çözülüyor.
    3 kişinin ölümü de kitabın yapraklarını çevirdikçe elle bulaşan zehir ile ölmüşler.
    Yasak kitabın içeriği:
    Kahkaha korkuyu öldürür,
    Korku olmazsa inançta olmaz. Bu yüzden de Tanrı'ya itihat eden olmaz. Diye gülmeyi yasaklayan yobaz düşünceleri olan bir kitap.

    Yasli kör kütüphanedeki kitapları yakiyor.
    Adso ve William labirent şeklinde olan kütüphaneden kıl payı çıkarak sag kurtuldular.
    Gülün Adı'nı Adso'nun:
    Kararimdan asla pisman olmadim büyücü sanılan kızı ardımda bırakmakla..
    Efendimden iyiligi ve duruslugu ogrendim.
    Efendim merceklerini bana verdi.
    Suan yazdigim kitabi yazarkan efendimin mercekleri burnumun üzerinde...

    Kitap bitince kitabın başlığı Gülün Adı ile kitap arasında hiç bir ilişki kuramamıştım.
    Biraz düşününce, Türkçe'de gül sesteş bir sözcük. Anlaşılan buradaki gülün anlamı:Gülmek, sırıtmak, kıkırdamak anlamında tabi diğer anlamda olabilir.
    Hani Yasak kitap gülmeyi yasaklıyordu ya zannedersem, gülün hem çiçek anlamı hem de kıkırdamak anlamında yok olursa, ardında sadece adları -isimleri- kalır. Tahminim kitabın başlığında çevirmen alegorik bir anlam kurmuş.
    Okuyucunun yasak kitabın aklını kurcalaması gibi kitabın başlığı da aynen aklımı öyle kurcadı.
  • Anne baba yeter artık!
    Benim üzerime çok geliyorsunuz, bunaltıyorsunuz beni. Ben özgür olmak istiyorum. Bende gezip dolaşmak, eğlenmek istiyorum. Arkadaşlarımın yaptığı gibi bende gece geç saatte eve gelmek istiyorum. Benimle neden bu kadar çok uğraşıyorsunuz? Ben size ne kötülük yaptım? Hem eğlenmek gezmek suç mu? Kitap okumak, ders çalışmak karın doyurmuyor baba. İnsanlar çalışmadan para kazanıyorlar.

    Geçenlerde bi arkadaşım bahiste kazandığı parayla tatile gitti. Sonrasında büyük borca girdi ama boşver. Ne güzel değil mi? Of anne sen sus! Babamla konuşuyorum ben. Sen karışma. Ama baba neden kızıyorsun? Bende gülmek, sevinmek, mutlu olmak istiyorum. Hem siz benim mutluluğumu istemiyor muydunuz?

    -Bu anlattıkların seni mutlu edecek şeyler değil. Böyle mutlu olamazsın.

    -Sende kimsin? Ben odamda yalnız olduğumu sanıyordum.

    -Yalnız olduğunu sanmak en büyük gafletlerinden birisi. Kimse yalnız değildir. Her yaptığınızı gören vardır. Benim kim olduğum mu yoksa senin içinde bulunduğun acz ve yoksunluktan kurtulman mı daha önemli.

    -Tabii ki benim sıkıntılarımdan kurtulmam önemlide... Sen ne yapacaksın ki? Babamın arkadaşı falan mısın?


    -Yaratılmışların en şereflisi olarak okuyor musun?

    -Evet her gün facebook twitter'da onlarca paylaşım okuyorum çok bilgi verenlerde var. Bende paylaşıyorum bazen.

    -Araştırmadan, sorgulamadan yazılanları doğru kabul ederek bazılarına iftira atmış olmaz mısın? Bazılarının hakkına girmiş olmaz mısın? Bunları hiç düşündün mü? Okumakla doğruyu öğrenmeyi amaçlamalısın. Doğruyu öğrenmek için önce kutsal kitabı okumalısın. Doğayı, evreni, kendini tanımalısın. Bunlar için ilim öğrenmek mecburiyetindesin. Onun için de çok okumalısın. Okurken sorgulamalı ve gerçeği araştırmalısın. Malayani yani boş şeyleri okuyarak da zihnini bulandırmamalısın. Sana fayda sağlayacak her kitabı okumaya çaba sarfetmelisin.

    -Ama ben...

    -Evet biliyorum sen iyi niyetlisin. İyi niyetin kul hakkının önüne geçmiyor ve bu konuda hakkını yediğin kişiden helallik alman gerekiyor.

    -Peki madem öyle bu konuda daha dikkatli olmaya çalışacağım. Annem babam bana çok karışıyorlar. Bende onlardan uzaklaşıp internette vakit geçiriyorum.

    -Annen ve babanın senin üzerinde, seninde annen baban üzerinde hakların vardır. Ana babaya isyan etmek, karşı gelmek büyük günahlardan birisidir. Anne babaya iyilik yapmak ise yaratıcının en sevdiği amellerdendir.

    Onlar seni güzel terbiye etmek için seninle uğraşıyorlar. Seni doğru yola yöneltmek için, iyi ve güzel huylu bir vatandaş olman için hareket ediyorlarsa saygı duymalı ve onlara karşı iyi davranmalısın. Onları hoşnut edecek davranışlarda bulunmalı, bir iş yaparken de izin ve rızalarını almalısın.

    Onların seni eğitmesi sana karşı görevlerindendir. Bu sadaka vermekten çok evladır. Annen ve babana, seni imandan uzaklaştırmadıktan sonra onların söylediklerine uymalı, onların kalplerini kırmamaya çalışmalısın. Bu sözler başlangıçta sana anlaşılması zor veya mantıksız gelebilir. Onlar senin ebeveynlerin ve senin kötülüğünü istemezler. Babanın razı olmayacağını bildiğin şeyleri istemen cahilliktir. Cahillik etme.

    -Bazen arkadaşlarım bana sen çocuksun hâlâ büyümedin, babanın dizinin dibinden ve söylemlerinden ayrılmıyorsun diye alay ediyorlar. Emzik verelim mi falan diyorlar. Çok bozuluyorum.

    -Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeylerin peşine düşme. Ailenle arkadaşların arasında ikilemde kaldığın zaman şunu düşün. Bazı hataların telafisi mümkün değildir ve o yanlıştan geri dönüş yolu da yoktur. Seni kim aldatır? Kim senin gerçek anlamda iyiliğini ister? Kim sana güvenle bakabilir?

    -Ben böyle ikilemde kaldığım zamanlarda ümidimi de kaybediyorum kendimi boşlukta gibi hissediyorum. İçimi dökecek bir arkadaşım olsun istiyorum.

    -Senin en yakın arkadaşın sen doğduğundan beri senin yanından ayrılmayanlardır. Senin annene olan hakkını ödeyemezsin. O hiçbir şey yapmamış olsa dahi seni dokuz ay karnında taşımasını ve hep seni düşünerek hareket etmesini, sen doğduktan sonra da senin üzerine titremesini ve seni yedirip, içirmesini unutmamalısın. Hem o seni küçükken şefkat ve merhametle büyütmüştür. Sadece bu anlattıklarım yüzden bile annene bir of bile dememelisin.

    Ümitsiz olma, ümidini kaybetme, ümit sevgiyi doğurur, sevgi dünyayı kurtarır. Hiç bir zaman ümitsizliğe, yeise kapılmamalısın. Her zaman için bir çıkış yolu vardır. Hep çıkış yolunun peşinde ol. Sorunları kafanda, zihninde çok büyütme. İnsanoğlu çok üstün bir varlıktır. Yapabileceklerinin genişliğinin sınırını sen daha bilmiyorsun.

    -Bu arkadaşlar yani benim arkadaşlar, bakıyorum da sanki pek benim iyi olmamı istemiyorlar gibi. Neden bunlar beni buluyor. Ben hiç mutlu olamayacak mıyım?

    -Bu yaşlarda böyle melankolik olman ve kötü düşüncelere kapılman zamanın hastalıklarından birisidir. Sen dosdoğru ol, insanlara karşı olan tavırlarını güzelleştir, birisi ile karşılaştığında tebessüm et, aciz ve zorda kalanlara yardım etmekten vazgeçme, bunları hayatında uyguladığın zaman göreceksin ki senin yanında iyi, dürüst ve samimi arkadaşlar, senin mutlu olmanı isteyen dostların yer alacaklardır. Yeter ki sen inanmaktan vazgeçme.

    -Peki neden hep ben kandırılıyorum?

    -Agâh ol. Yani uyanık ol. Çevrende yaşananları anlamaya çalış. Olayların farkında olmaya çaba sarfet. Bir kez kandırılabilirsin ama aynı sebepten ikinci kez kandırılmamaya çok dikkat et. Konuştuğun zaman doğruları konuş. Sakın ikiyüzlü davranma. İlim öğren. Anlamadıklarını sor, sorgula, araştır ve gerçek sebeplerini öğrenmeye çalış. Bu konuda öncelikle anne babana danış, sonrasında aile büyüklerinden veya dostlarından bilgisi ve görgüsü ile nam salmış kişilere de danış. Başkalarının başlarına gelen kötü olaylardan da feyz almaya çalış, ders çıkar.

    -Ben geç saatlere kadar oturuyorum, anneme babama kızıyorum kendi kendime, sonra çok sinirleniyorum ve çıkmaza giriyorum. Arkadaşlarımı arayıp derdimi anlatıyorum.

    -Kendine, vücuduna ziyan etme. Bu beden sana verilmiş bir emanet. Emanete güzel bak. Ona sahip çık. Hata yaptığın zaman erdemli davran ve hatanı kabul et. Bu seni daha güçlü kılar. Çünkü artık o hatayı tekrar işlemek istemezsin.

    -Bazen arkadaşlarımla birlikteyken mutlu oluyorum. Beni dinliyorlar. Bana bazı şeyler verip benimde içmemi istiyorlar. Gerçi şimdiye kadar kabul etmedim ama çok daha mutlu oluyormuşsun.

    -Gerçek mutluluk o değildir. Onlar bal görünümlü zehirlerdir. Görünürde mutlu olmak kolaydır. Yüzün gülebilir ama için kan ağlar. Kalbin katranlaşır. Sonrasında merhametsiz ve acımasız birisi olabilirsin. Geçici mutluluklar peşinde olma. Anlık mutluluklar beynini uyuşturur. Sende aldananlardan olursun. Kötü ahlaklı biri olmak mı, yoksa başarılı ve örnek insan mı olmak istiyorsun?
    Eğer örnek olmak istiyorsan örnek insanların yolundan gitmelisin. Örnek şahsiyetlerin yaşantılarını okumalısın. Hakkın peşinden koşmalı, iyiliği güzelliği araştırmalısın. Mutlu olmak için önce vicdanının sesine kulak vermeli, ahlaklı, dürüst ve çalışkan birisi olmalısın.

    -Ben neden böyle zorluklarla karşılaşıyorum bu işin kolay yöntemi yok mu?

    -Bu dünya bir imtihan yeridir. Öğretmen sınav yapar bazı öğrenciler iyi notlar alır bazılarıysa kötü. Ama öğretmen öğrencilerinin kötü not almasını ister mi? Hayır istemez. Sende bunun bilincinde olarak hareket edeceksin. İmtihandan başarılı bir şekilde çıkmak içinde çok çalışmak şarttır.

    Bu dünyada ise ne iş yapıyorsan işini sahiplenip, güzel yapmalı ve çalışkan olmalısın. Helâl ve hoş olan, elinin emeği ile elde edilen kazançtır.

    Dürüst bir şekilde çalışmalısın. Dürüst çalışmak demek; hak yememek, yaptığın her işte doğru olmak, ahlâklı olmak, başkasının namusuna göz dikmemek, anne babaya itaat etmekten geçer. Anne babanın hoşnut olacağı şeyleri yapmaya çalış. Dünyada en çirkin şey ise tembelliktir. Tembellikten uzak durmalısın.

    -Bazen kalbimin sıkıştığını, ruhumun daraldığını hissediyorum.

    -Dua et. Dua etmek kalbin ferahlamasına yol açar. Sığınılacak yegâne liman, yaratcının limanıdır. O'na sığın ve O'ndan kurtuluşa ermeyi murad et.

    -Benim arkadaşlarımla münasebetim nasıl olmalı?

    -İnanan insanlar birbirleriyle ancak kardeştirler. Sen aslında onlarla kardeşsin. Kardeş de diğer kardeşlerinin her zaman iyiliğini ister, ona her daim destek çıkar.
    Yalnız bu söylediklerimi onlar bilmiyor olabilir, o zaman onlara da birisi öğretmeli. Bu sen olabilirsin. Tabii ki sen de çok okumalısın. Hakkı, batılı, yalanı, tuzağı öğrenmelisin.

    Kardeşler birbirlerine hakkı tavsiye ederler. Şeytanın vesveselerine, tuzaklarına karşı birbirlerini uyarırlar. Kardeşlik bağlarını güçlü tutmalısınız.

    Haksızlık karşısında zalimlere karşı birlikte hareket etmeli, onlara boyun eğmemelisiniz.

    Sürekli birbirinize iyiliği teşvik ve tavsiye etmelisiniz. Birbirinizi kötülüklerden, aşırılıktan ve sapkınlıktan korumalısınız.

    Kıskançlıktan, kin duymaktan, nefretten uzak durmalısınız.

    Arkadaşların arasında birleştirici, bütünleştirici rol oynamalısın.

    Arkadaşlarınla kardeş gibi olmanız, sizleri alay etmekten, ayıplamaktan, kötü lakap takmaktan, su-i zanda bulunmaktan, kusur araştırmaktan, gıybet etmekten, dedikodu yapmaktan alıkoymalı.

    Toplum içerisinde güven vermeli, vefa göstermeli, merhametli davranmalı, affedici olmalısınız.

    Şunu da hiç unutma! Allah işini güzel yapanları sever.


    -Şimdi bazı şeyleri daha iyi anlıyorum. Ama sen.... Ne oldu? Neredesin? Bi teşekkür bile etmeme izin vermeden nereye gittin?


    -Semih, oğlum, kiminle konuşuyordun sen?

    -Az önce buradaydı. İsmiii.. Yok ismini söylemedi. İsmimin ne önemi var falan dedi. Ailenin önemi, anne babanın kıymeti, arkadaşlık ilişkileri gibi konular hakkında uzun uzun anlattı. Bana güzel nasihatler verdi. Çok şey öğrendim kendisinden. Kafamı bi çevirdim. Birden kayboldu. Sen onu çıkarken görmedin mi?

    -Yok oğlum. Ben saatlerdir içeride iş yapıyordum. Giren çıkan birisi olsaydı kesinlikle görürdüm.

    -Peki kim bana böyle akıl verir, düşünmemi sağlayacak güzel fikirler sunar?

    - Sanırım ben kim olduğunu biliyorum.

    -Kimdi o anne?

    -Babanla ben aylardır senin için dua ediyorduk. Biz ne yapsak ne etsek oğlumuz bizi dinlemiyor, ona gerçekleri gösterecek, doğru yola iletecek birisinin karşısına çıkmasını nasip eyle diye Allah'a dua eder dururduk. Sanırım dualarımız kabul olmuş çok şükür.

    - Hımmm demek öyle. Öyleyse Annecim beni affedin. Ben sizleri çok üzdüm, çok kırdım. Şimdi çok pişmanım. Benim iyiliğimi istediğinizi anlayamadım. Özür diliyorum sizlerden.

    - Yok oğlum sen özür dileyecek bişey yapmadın. Sen bizim oğlumuzsun. Senin mutluluğun bizim mutluluğumuzdur. Bundan sonra inanıyorum ki hep birlikte çok daha güzel ve huzurlu bir aile olacağız.

    ömer yaşar
  • Öncelikle gülmenin kökeninden bahsetmek istiyorum. Beynimizde gülmeden sorumlu bölge subkorteks içerisinde yer alır ve evrimsel gelişme bakımından beynimizin bu bölümü nefes alma, temel refleksleri kontrol etme gibi en eski ve birincil sorumlulukları üstlenir. Daha açık bir şekilde bahsedecek olursak gülmeyi kontrol eden mekanizmalar, beynin çok daha sonra gelişen dil ve hafıza gibi işlevleri yerine getiren bölümlerinden uzakta yer alırlar.

    Kısa bir örnekle açıklayalım, bir iş görüşmesindesiniz ve çok ciddi bir şey konuşuluyor ve bir anda beyninizin derinliklerinde istemsiz olarak gülme tetikleniyor ve "yüksek fonksiyonlu bölgeler" olarak adlandırdığımız bölgeler bu duruma müdahale edemiyorlar. Bu yüzden sizin bunu durdurmanız oldukça zordur. Tersi de aynı derecede doğrudur. Yani gelen istek üzerine gülmek neredeyse imkansızdır. Gülseniz bile karşınızdaki kişi o gülüşün gerçek olmadığını çok rahat bir şekilde anlayabilir.
    Peki neden güleriz?

    Gülme uzmanı Robert Provine'e göre gülmenin nedenini sosyal davranışlarımızda aramamız gerekiyor. Provine, gülmenin konuşmada noktalama işaretine benzer bir işlev gördüğünü, konuşma içine gelişigüzel konulmadığını söylüyor. Yani gülmenin iletişimsel bir rolü var. Gülmenin belki de en ön
    emli sosyal özelliği ise BULAŞICI olmasıdır. Gülen birini dinlemek komik gelir. Komik bir olay karşısında ciddiyeti korumak oldukça zordur. Hatta zoraki başladığınız bir gülme bile çok geçmeden gerçeğe dönüşür.

    Kaynak: BBC

    Hayde hep beraber gülelim :))))))