Güneşte solmuş siyah deri bir sandalye,ardiye kapısının karşısında bekliyordu.Ayakları paslıydı;boyası pullanmıştı.Kucağına sürüklenip gelen bir kaç yaprak vardı;onları ana kucağı gibi bırakmadan saklıyordu.Rüzgar vurdukça birkaçı düşüyor,birkaçı örümcek ağında asılı kalıyordu. Oda,unutulan eşyaların nefesiyle kokuyordu.Oturma yerindeki çökük,dizlenmiş yerlerin izi hala duruyordu.Sarı ve kahverengiye bürüneceğim yaprakların kimi sandalyeden düşmemek için mücadele etse de rüzgarın şiddetine yenik düşüp yere savruluyordu;kiminse örümceğin tuzağına yakalanıp arafta kalmıştı.