Gülüm…
Sana edemediğim veda, hâlâ en çok kanayan yerim.
Susarak ayrıldım senden; kelimelerim yetmedi, cesaretim yetişmedi.
O yüzden her gün içimde yarım kalan bir cümle var.
Her “keşke”nin başında sen duruyorsun.
Beni ne kadar sevdiğini bilerek gittim.
İşte bu yüzden bu ayrılık bir isyan değil, bir kabullenişti.
Ben de seni sevdim gülüm,
hem de insanın kendinden vazgeçecek kadar sevebildiği yerden.
Severek ayrıldım…
Ama sevgi bitti sanma;
bazı aşklar ayrılıkla susar, unutmakla değil.
Bana “gülüm” deyişin hâlâ kalbimin en yumuşak yerine dokunur.
“Canımın içi” derdin;
sanki dünya daralır, ben senin sesinde genişlerdim.
“Prensesim” diye gönlümü alışını unutmadım.
Bir kelimeyle insanın omzundaki bütün yorgunluğu alabilirdin.
Her sabah hâlâ kulağımda
“günaydın gülümm” diye uyanıyorum.
Sesin yok, ama izi var.
Gözlerimi açtığımda seni değil,
sana benzeyen bir sessizliği görüyorum.
O kara gözlerini unutmadım.
Bakışıyla suskunluğumu anlayan gözlerini…
Kalabalıkta bir an görür gibi oluyorum,