... artık bir limana sürüklenmek istiyorum, Deniz. Kök salmak istiyorum. Bir yerde ya da birinin yanında biraz olsun kalabileceğime inanmak istiyorum. En azından kafamın içinde bazı șeylerin akmadan öylece kalabildiği, dışarıda son sürat değisen manzaraya inat, içeride, bazen çok derin de, kaçıp sakinlediğim bir bahçe bulmak istiyorum. Zamanın gülünç bir detaya dönüștüğü o bahçede, ağaçların bilgeliğine falan ulașmak istiyorum. Kayaların, dağların, denizin ne olsa sarsılmayacak gibi görünen bütünlüğüne kavuşmak.
Sayfa 76 - İletişim Yayınları·Kitabı okuyor
İstenmediğini bilen pek çok zavallı gibi, çareyi incinmiş gururuma sığınmakta arardım. İstenmediğini düşünenler, onları istemeyenleri kendilerinden mahrum bırakmak gibi gülünç bir çaba içine girerler.
Sayfa 45·Kitabı okuyor
Osmanlıların Türklüğüne dair tartışmalar, Osmanlı tarihine karşı antipati besleyen zümreler tarafından çıkarılmıştır. Onlara göre, Osmanlı sultanları Türk olmayan hanımlarla evlendikleri için safkan Türk sayılmazlar. Devlet kademelerinde de dönme veya devşirme kadrolara yer verdikleri için devlet de Türk devleti sayılmaz. Bu gülünç izahları kabul etmek mümkün değildir. Aksine Türk tarihine saygısızlıktır.
Uğraştı da beceremedi desinler...
Biraz aklınız karışacak galiba efendimiz. Bilmem ki. Karışsın Olric. Bugüne kadar boş bir kâğıt gibi temiz kaldı. İyi koruduk uzun süre. Biraz da zorlansın. Saflığını kaybetsin biraz. Aklımız, maceralardan korkmasın biraz. Ne demek biraz? Hiç korkmasın. Hiç yorulmadan mı ölelim istiyorsun? Sonra, Oblomov gibi erken ölürüz. İyiyi kötüden ayırmasını öğrenmek istiyorum. Uğraştı da beceremedi desinler. Biraz heyecanlanıyorum; bilmediğim, görmediğim hayallerin baskısını hissediyorum, efendimiz. Sizin için korkuyorum. Belki, çok önceden hazırlığa girişmeliydiniz efendimiz. Gülünç olurum diye mi korkuyorsun Olric? Zarar yok, gülünç olalım. Bir yere varalım da ne olursak olalım.
Sayfa 580·Kitabı okuyor
Aziz ve Hamit devrinin zevkteki bayağılığı müthişti. Türk tiyatrosu bazı Ermenilerin elinde gülünç bir zavallılık iktisap ettiği gibi Türk musikisi de Ermeni “usta”ların baziçesi oluyordu. Bu ustaların arasına karışan birkaç Çingene, birkaç Şamlı Türk zevkini büsbütün tezebzübe, hercümerce yabani bir pespayeliğe götürüyorlardı. Aziz ve Hamit devirlerinin uzun paçalı donları ve kuşaklı entarileri ile hanelerinde keyif süren kalem efendileri ve mürekkep yalamış burjuvaları bu ustaların tombul elli hanımlarına öğrettikleri “şarkı”ları dinleyerek mest oluyorlardı.