Ben bu hayatta her şey yaşadım. Hemde fazlasıyla… Tüm acıları tattım diyebilirim. Bir değil, bir kaç kez yandım ben. Hayatımdaki bu kadar olumsuzluklara rağmen beni hayata bağlayan tek insandı o. Onunlayken çok başkaydım ben. Onun sesi, onun gülüşü, onun saçları… Hayat ondan ibaretti benim için. Mutluluk ne diye sorsanız “O” derdim. Yüzümdeki tebessümün sebebi sendin. Yaşama sebebimdin. Hani derler ya insan kötü şeyleri hep önceden hisseder diye. Bende sanki biliyordum mutsuzluğun yaklaştığını. Içim bi garipti. Hissediyordum sanki kötü günlerin geldiğini. Evet haklıydım ben. O gün gelmişti artık. Sevdiğim kadın beni terketti. Uğrunda kendimi yakacağım insan gitti benden. Oysaki biz çok mutluyduk. Ben hiç bir zaman buna anlam veremedim. Neden ayrıldı ki benden? Sorun ben miydim? Hep kafamda düşünüp durdum. Unutamadım. Delirdim… Kafamdakı sorulardan kaçamıyordum. Biliyor musunuz beni terketmesine rağmen ben yine koştum peşinden. Ben çok koştum… çok düştüm. Dizlerim kan içinde. Siz sadece dizlerimdeki yaraları görebilirsiniz, oysa kalbim dizimden kötü halde. Anlayamazsınız. Beni sevmeyen bir kadın için kendimden vazgeçtim ben. O gittikten sonra ben gülmeyi unuttum. Ben kalbimin yerini unuttum. Ben kendimi unuttum. Ruhum beni terketmişti sanki. Mecbur olduğum için yaşıyordum. Görüyordum onu… En acısı da bu ya… Yanında başkasıyla görüyordum. Sanki kalbime bıçak saplanıyordu. Çok değişmişti. Sanki sevdiğim kadın o değilmiş gibi. “Nefesini tutup içime çektiğim tek koku senin kokun olsun istiyorum.” Evet aynen böyle demişti bana. Unutuldu mu o sözler? Bu kadar çabuk mu? Tamam beni unuttun. Peki anılar? Anılarımız… Onları da mı unuttun? Canımı yakan ne biliyor musunuz benim unutamadıklarımı onun hatırlamıyor olması. Ama her şeye rağmen alışmaya çalışıyordum… Onun yokluğuna…