Rönesans Düşüncesi ve Resim Sanatı
Kitabı aslında ressamların tablolarını detaylarıyla açıklar umuduyla okumaya başladım. Fakat ilk 20 sayfasında kafam o kadar allak bullak oldu ki, kitabı bitirmem uzun sürdü. Sanatı sanat için, ve ne çeşit sanat olsun yorumlamayı çok seviyorum. İçinde en sevdiğim tabloları ve ressamları okurken çok keyif aldım. Kitaba gelirsek, Rönesans'ın "yeniden doğuş" anlamına gelen felsefi temelini ve bu dönemin resim sanatına olan etkilerini ele alıyor. Felsefeyle biraz içli dışlıysanız hatta ucundan ilgileniyorsanız sizi sürükleyip götürecektir. Aslında resimler "toplum" değil de "bireysel" olanı yansıtıyor bence. Her yazar nasıl kitapları dilediği gibi kurgularsa, ressamlar da resimleri o şekilde yapıyor. Sonucunda ise yazar okurundan belli dönütler alıyor, ressamlar da belli hisleri ve bakışları alabilir fikrimce.
Sanatın bir bilim olarak ele alınışı, sanatçının eğitimini etkilemiş; sivil mesenlerin katkısıyla lonca kurallarında görülen gevşeme, sanatçıyı zanaatçı statüsünden uzaklaştırmış ve bilimsel sanat eğitimi önem kazanmıştır. Bu bağlamda, Rönesans atölyeleri matematik ve geometriye dayanan perspektifin yanı sıra anatomi bilgisinin verildiği mekanlar olarak karşımıza çıkar.
Kitabı okurken dönemin köklü değişikliklerini derinlemesine hissettim. Sanat bilimle iç içe geçmiş, estetik kaygıdan ziyade artık merakla birleşmiş. Özellikle anatomi alanında o kadar bilgi sahibi olmuşlar ki şuan kendimi birçok işi aynı anda yapıyor gibi düşündüğümde, zihnimde oluşan anlam kargaşası ve yorgunluk beni hayli zorlayacaktır. Ama dahi ressamlar öyle mi? Merak, sevgi, tutku onları öğrenmeye ve resim sanatına yansıtmaya itmiş.
Ayrıca, kitabın Rönesans atölyelerinin işleyişine dair verdiği detaylar, sanatçıların nasıl
Sibiryalı Kız
Bir çırpıda okunabilecek bir kitap olan Sibiryalı Kız'ı kitap alışverişi yaparken belki de yanlışlıkla almışımdır. Sayfa sayısından dolayı mıdır bilmem ama tereddüt etmiştim çünkü bu kadar ince bir kitap bana ne anlatabilir veya final kısmı çok boşlukta diye düşünüyordum. Alalı haftalar oldu ama bugün okuma fırsatım oldu. Dediğim gibi bir çırpıda okudum. Kısa ama zarif bir kitaptı bana göre. Kitabın zarifi mi olur demeyin gerçekten de insanı incitmeden ve ruhunuz duymadan size bir şeyler katabilen kitaplar da vardır.
Ah sevgili Praskovya'm... Genceciktin, saftın ve iradeliydin. Umutluydun.
Babasını kurtarmak için uzun ve meşakkatli bir yolculuğa çıkan genç bir kız olan Praskovya, çıktığı yolda soğukla ve çaresizlikle sınanır. Karşısına ne çıkarsa çıksın asla yılmaz amacı için ne gerekirse yapar. Bu uzun yolda karşısına çıkan insanlar için de ayrıca dua eder. İyi veya kötü farketmeksizin.
Soluksuz okuduğum bir kitaptı hatta buraya kayıt girerken kimsenin okumadığını (veya kayıt yapmamışlardır diye düşünüyorum) görünce şaşırdım.
Xavier de Maistre'i araştırdığımda ise ressam ve asker olduğunu da öğrendim. Zaten kitapta biraz da soyluluk havası sezeceksiniz.
Kaliforniyalı Luiseño kabilesine göre başlangıçta hiçbir şey yoktu. Boş bir düzlemde iki bulut oluştu: Yok ve Boş. Bunlar erkek ve kız kardeşlerdi. Boş, birçok farklı şekle girdikten sonra, "Kendimi olabildiğince genişleteceğim. Titreyip depremler yaratacağım. Yuvarlanıp duracağım," diyerek yeryüzüne dönüştü. Yok, "Yükseleceğim ve her şeyin üzerinde bir kubbe gibi duracağım. İnsanların ölümüne sebep olacağım ve ruhlarını yukarıdaki dünyaya taşıyacağım," deyip gökyüzüne dönüştü. Dünyada bulunan her şey bu iki kardeşten doğdu. Dakikalar İçinde Mitoloji