Her şeyin yolunda gittiğini sandığı sıralarda eşinden boşanmanın bunalımıyla olacak ki etrafındaki tüm olumsuzlukları üstüne çekmeye başaran Tarık, Türkiye gündeminin kendi zihnindekinden farklı bir noktada olduğu gerçeğiyle yüzleşir. Dışarı her çıktığında başka türlü işle ve insanla karşılaşır ve hepsi sırayla Tarık’ın sinirini bozmayı başarır. İçinde yaşadığı ülkenin bu halleri ona tuhaf gelmeye başlar, sanki hem kendine hem dünyaya yabancılaşmıştır. Bunlarla kendince mücadele edip halka da karışmaya çalışır ama ne kadar becerebildiği ya da beceremediği de romana trajikomik şekilde yansır. Tüm bunların yanında işlerinin aksaması ve eskisi kadar kazanamaması da canını sıkar. Üstüne üstlük bu süreçte kızına daha iyi bir hayat sunabilmek adına yazlıkta eski eşiyle birlikte aldığı ikiz villalardan birinin satışını konuşmak üzere bir akşam yemeğinde eski eşi ve hukuk profesörü sevgilisiyle bir araya gelir. Onların yanında ezilmemek için tuttuğu eskortla öncesinde bir yemek yer ve karşısındaki garsonun sinirlerini yıpratıp akşamını da altüst edecek bir konuma gelmesi de hiç hoşuna gitmemiştir. Tarık her gittiği yerde bir “kazıklanma”, “enayi yerine konma” hissine kapılır. Sanki herkes onun iyi niyetini suistimal etmek için bir araya gelmiş gibidir, bu histen kendini alamaz. Bu hislerle birlikte eski eşi ve onun yeni sevgilisini akşam yemeğini yemek için en şık, en lüks restoranlardan birine davet etmekten de çekinmez. Kendi çelişkileri ve sinirli halleriyle düştüğü trajik durumları anlatır Tarık. Her şeyi eleştirir ama sonunda bir şekilde kendine de dönüp bakar.
Vaktini hafta içi sanat yönetmeni olarak çalıştığı iş yerindeki mesaisini yapmak üzere şehirde, hafta sonu ise aile evinde geçiren Peri’nin yaşadığı iki muhit arasında kendini bulma hikâyesi Peri’nin zaman içindeki dönüşümünü okurla birlikte sürdürür. Romanda arka planda geçmişiyle yüzleşen ve bunu o günkü Peri’ye yansıtan bir kadın, içinde Peri’nin esasında kendisi üzerinden okurlar için hazırlamış olduğu bir “hayatta kalma rehberi” bulunur. Her yaşananın bir sebebi vardır, bu insanın karakterine olduğu gibi ilişkilerine de yansır. Peri, geçmişin yükü altında kalan, kendini çirkin olarak niteleyerek başkalarına gıpta etmekle sürdürdüğü hayatını kimi zaman etrafındaki insanların kimi zaman kendinin dürtüklemesiyle düzene sokmaya çalışır; hayatta önce annesinden, daha sonra topluma karıştığında gördüğü sabit fikirler, kurallar, tavırlar ve tabular onun için bir bir yıkmaya çalıştığı putlara dönüşür, işte bunu yaparken ortaya çıkan rehber bu putları yıkmanın yollarını gösterir. Bu yolu ararken sığındığı en mühim şey fırçalarıdır. Zamanla kendiyle barışan Peri, çevresiyle de barışmayı başarır. Nihayetinde ulaştığı nokta çok farklıdır Peri’nin, romanda da söylediği bu sözle kendini çok iyi ifade eder: “Hep hayatın gözlerinden kaçmayı seçersen bir gün bakarsın görünmez olmuşsun. Oysa insan sahne sırası kendine geldiğinde kendini hatırlatmalı, ‘Ben de buradayım!’ demeli.”