Uzun zaman önce, günlerim tekdüzeleşip etrafımda arkadaşlarım da kalmayınca; ev ile işyeri arasında mekik dokuyan bir örümcek gibi kendi ağımı ördüğümü fark ettiğimde, defalarca bu durumdan kurtulmak için çabaladım. Her şeyi denedim. Ama o kadar sık örmüşüm ki ağlarımı, bir türlü kurtulamadım.
Ya insanlar beni anlamıyordu ya da ben onların konuştuğu dili unutmuştum. Dilini, töresini hiç bilmediğim yabancı bir ülkedeymişim gibi hissediyordum.
Acı içinde geçen o günleri tekrar yaşıyormuşçasına derin neſes aldı.
Sanki bir kabuğun içinde hapsolmuşum da ne kadar bağırsam, haykırsam sesimi duyuramıyor, kendimi gösteremiyordum. Yorulmuştum. Sonra bu çabanın beyhude olduğunu gördüm, vazgeçtim. Yalnızlığımı büyüttüm. Kendimle mutlu olmanın, kendimi eğlemenin yollarını aradım. Bulduğumu sandım ama bu da bir sanıydı sadece. Mutlu değildim. Şafak bekleyen askerler gibi, günlerin üzerini karalamaktan başka bir şey yapmadım.