"Günlerim hep yolculuk etmekle geçiyor. İșin bu yanı, mağazadaki asıl masabaşı işine oranla çok daha yıpratıcı, üstelik yolculuğun benim için bir de aktarma trenlerin peşinden koşmak, düzensiz ve kötü yemeklere yargılı olmak, insanlarla sürekli değișen, asla süreklilik kazanamayan, hep içtenlikten uzak ilişkiler kurmak zorunluluğu gibi sıkıntıları da var."
Döküldükten sonra da ağacını anlatan yapraklar gibi
şimdi günlerim hiç geçmiyor olabilir
ama geçmişim çok güzel gidiyor
geçmişim
bir yere gitmiş de gelecekmiş gibi
"Her sabah umutla uyanmak. Güne küçük de olsa bir umutla başlamak. Günlerim ruhumu yamayarak geçiyor. Anlam sürekli eksiliyor; geride kapkara, çirkin delikler bırakıyor ve onları neyle kapatacağımı bilmiyorum. Kimbilir, belki de yaşlanmak böyle bir şey. Şimdilerde yaş almak diyorlar, nefret ediyorum. Hiç kimse kendisini kandırmasın, yaş almıyoruz, kalan yaşlarımızı birer birer veriyoruz."