• Pandemi ile en ön safta mücadele eden , Emeğini esirgemeyen hizmetini en iyi şekilde yapan bütün fedakar sağlıkçılarımızın 11Ocak Sağlıkçılar Günü kutlu olsun...💐
  • Kadındık, erkek gibi güçlüydük,
    Kadındık, savaşlarda büyüdük.
    Bazen ufak bir söz kırdı kalbimizi,
    Bazen şiddet öldürdü hislerimizi,
    Bazen tecavüzler kesti bileklerimizi,
    Bazen bir cani sonlandırdı nefesimizi.
    Yine de anaydık, memesinde bebeği uyuyakalan,
    Yine de sevgiliydik kokusunda erkeğini ayıltan.
    Bir şehirde öğretmendi kadın, bir başına, Bir şehirde öğrenci üç arkadaş, bir odada, Bir şehirde ev hanımı, dantel ören, beş kuruşa...
    Kadındık, erkek gibi güçlüydük,
    O güçlü erkeği de biz büyüttük.
    Kadındık, dünyanın rengine renk katan, "Kadındık, insanlığı yüreğinden doğuran." Her gün kadınların günüdür, Kadınlar günümüz kutlu olsun.
    "Her gün kadınlar güçlüdür."
  • Farklı yıllarda aynı günde doğmak senle
    Dört mevsim yaşarken yüreğim
    Bugün yazımı, kış aldı
    Baharım soldu sonbahar oldu
    Şuan yeni bir yaşın sevinci değilde
    Hüzün sardı içimi yokluğundan
    Tek hayali gözyaşı olurmu insanın mutluluktan
    Şimdi ise yokluğundan ağlıyor yüreğim
    Her geçen gün bir adım daha sana babam
    Doğum günün kutlu olsun
    Yüreği güzel, merhameti bol ve gülüşüne öldüğüm adam doğum günümüz kutlu olsun babam.
  • 01.01liler olarak doğum günümüz de kutlu olsun ;)))
  • 25 Aralık bizim için başkaldırmanın "bir şehrin" kurtuluş mükafatıdır. Kurtuluş günümüz kutlu olsun.

    #Bu100denGaziantep 25AralıkGaziantepinKurtuluşu🇹🇷
  • 132 syf.
    ·Puan vermedi
    TOPLUMA AYNA TUTAN ÖYKÜLER: İÇİMDEKİ SAZLAR BAŞKA SÖZ BAŞKA


    Fatma Barbarosoğlu’nun son öykü kitabı  İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka Haziran 2019’da Profil Kitap  etiketiyle yayınlandı. Kitap son on yıl içinde farklı zamanlarda yazılmış on iki öyküyü bir araya getiriyor. Türk Kahvesi isimli TV programında Barbarosoğlu: "Genelde yazarlar öykülerini bir kitaplık öykü olunca onları iki kapak arasında sunarlar. Benim için bu böyle değil. Ben frekansları (atmosfer, duygu) birbirini tutan öyküleri bir araya getirdim." Öykülerin frekansları yoğun olarak kadın temasında birleşiyor. Bu tema çerçevesinde Barbarosoğlu kuşaklar arası farklılıkları, iç çatışmaları, sosyal medyanın hayatımıza getirdiklerini, aile içi iletişimi dilin dolambaçlı yollarına girmeden sade bir üslupla hikâye ediyor.

    Kitabın ilk öyküsü “Bazı Kadınlar Neden Susar?” kendinden büyük, üstelik dilsiz biriyle evlendirilen on beş yaşındaki Dilsiz Gelin’in hikâyesi. Anlatıcı, Dilsiz Gelin'in adını bilmediğini yıllar sonra otobüste karşılaştıkları an fark eder. Çünkü o mahallede bazı kadınlar kocalarıyla anılır. Muhtarın karısı gibi, Dilsiz Gelin gibi. Dilsiz Gelin hiç konuşmaz. Peki suskunluğu kime? Başlık parası karşılığında onu evlendirenlere mi, koca evini zindana çeviren eltilere, kayınlara mı? "Dilsiz Gelin, on bin lira etiketle dut yemiş bülbül gibi susuyordu. Susmanın şikâyetten ağır bir yük olduğunu bana ilk öğreten kişi Dilsiz Gelin idi." der anlatıcı. Dilsiz Gelin'le o dönemin mahallesinde gezer, o döneme tanıklık ederiz.

        Suriyeli İzi’nde insanların ikiye ayrıldığını görürüz. İnsan evladı olanlar ve insan evladı olmayanlar. Anlatıcımız çevresindeki insanları Suriyeli Hatice ile tanımaya başlar. Gezi olaylarında tencere çalan Macide Teyze ile aslında ne kadar yakın olduğunu, başörtüsü için omuz omuza savaştığı diş hekimi arkadaşıyla ise aslında yakın olmadıklarını Hatice vesilesiyle anlar. My Name is Khan filmindeki bir repliği hatırlatır bu yaşanmış öykü. Filmde der ki: “ Dünyada sadece iki tür insan vardır. Hep iyi şeyler yapan iyi insanlar, bir de kötülük yapan kötü insanlar. İşte insanlar arasındaki tek fark bu. Başka fark yoktur.” Cinsiyetimiz, siyasi kimliğimiz, görüşümüz, okuduklarımız, yazdıklarımız bizi iyi yapmaz, insan eylemez. İnsan olmak söylemden çok bir çocuğa, bir kadına, bir ağaca, bir hayvana ya da darda kalmışa nasıl muamele ettiğimizde gizlidir.

        Sofrayı Tutan Melekler sosyal medya için yaşayan günümüz insanını anlatır. Evinin her yeri pembelerle bezenmiş yeni gelinin anneannesini, dedesini evinde misafir etmesi esprili bir dille anlatılır. Fotoğraf çekiminden yemeğe sıra gelmeyince en sonunda anneanne  “Kızım senin fotoğraf makineni doyuracağız diye karnımızı doyuramadık! Sofrayı tutan melekler yoruldu.” diye isyan eder. Yazar her ânı sosyal medya için yaşayan, her ânını orada paylaşan insanları hikâyeleştirirken günlük konuşma dilinin sığlaşmasını da “aynen” kelimesiyle gözler önüne serer.

        İki Kadın, Biri Aşırı Yorgun Öteki Boşlukta isimli öyküde yazar, bize iki resim çizer. Birinci resimde, yazın “ bu hayatı çekemiyorum” notuyla giden kışın eve dönen mevsimlik bir kocayla küçük bir de çocuğu olan bir kadın vardır. Kadın koşturur sürekli, çalışır. Bunaldığında sadece bloğuna yazılar yazar. İkinci resimde ise çocuklarını, eşini hep bir yerlere yetiştirmeye çalışmış, herkes gittikten sonra düştüğü boşluğu sorgulamaya başlamış diğer kadın. Bu kadın başka hayatlar olduğunu sosyal medya aracılığıyla fark eder. Buradaki boşluk ev hanımı ya da çalışan olmaktan kaynaklı bir boşluk değil aslında. Boşluk bir birey olamamaktan kaynaklı bir boşluk. Yazar bu konuyu üç öyküde farklı boyutlarla işliyor. Saklana Saklana isimli öyküde de çalışan arkadaşının sürekli sözlü tacizine uğrayan üç kadın var. Bu üç kadın dışarıda çalışmaz ama evde üretmeye devam ederler. Kimi resim yapar, kimi bilgisayar oyunu tasarlar. Bu öykülerde yazar bize şunları fısıldar: “Üret! Birbirine köstek olmayı bırak. Ya da sadece birileri için yaşamayı. Kendine ait bir dünyan olsun, bir uğraşın. Kendini tek bir şeye adarsan onlar gidince düşeceğin boşluğun derinliği eşittir senin kendini yok sayıp yaşadığını sandığın yıllar” Barbarosoğlu, bir uğraşın olmayınca ya da sürekli fedakârlık yapınca bir yerde tekerleğin patlayacağını Bizi Habersiz Bırakma isimli öyküde dramatik bir şekilde gözler önüne serer. Ailedeki iletişimin önemine değinir ve hikâye sonunda bize şu soruyu sordurur: “Doğduğumuz saati bilen, canımızın yandığını sesimizden anlayan, giyeceğimiz çoraba kadar düşünen annelerimizi biz ne kadar tanırız. Ona sevgimiz sadece hayatımızı düzene koymasından kaynaklı mı yoksa?” 

        Ve Yarım Peçete. Ön yargılarımızın öyküsü. Kanserin son safhasında bir kadın, onu mutlu etmek için elinden gelen her şeyi yapan bir koca. Eniştesinin her hareketini kendince ama yanlış yorumlayan bir baldız. Evliliği bir yığın cümleyle anlatmak yerine yarım peçete ile anlatmak da hikâyenin gücü.

    Türk Kahvesi programında Barbarosoğlu: "Ne yazıyorsun kısmına şunu yazdım demekten korkarım. Kendi sorularımın peşinden giderek yazıyorum. Ben peşinen okuyucudan daha fazla bir şey bildiğimi kabul etmiyorum. Okuyucuyla aynı dönemde yaşıyoruz.  Sadece belki bazılarından farkım şudur: Ben daha çok yüzleşerek ve toplumdaki değişimin izini kendimden de yola çıkarak arayan bir insanım." der ve bizi de bu arayışa dâhil eder. Öyküleriyle toplumdaki değişme ayna tutar. 

     Son olarak kitap ismini bestesi Avni Anıl'a ait olan Kaderimde Hep Güzeli Aradım şarkısından alır. Çünkü Barbarosoğlu şarkıların dışında geçmişimizi çıkarıp getirecek bir şey kalmadığını düşünür. Kendi deyimiyle damarı yetmişlerden gelen öyküleri şarkıların da yardımıyla günümüze taşır. Ayrıca kapak resmi Mustafa Kutlu'ya ait olan kitap, öykülerde kendini bulan, “Bu benim yaşadığım bir andı,” diyen ya da hikâyesini yazarın kalemine emanet eden okuyucuya ithaf edilmiştir.


                                    Huriye EMRE