Yeni bir yıla daha giriyoruz. Takvimler sessizce değişirken, sokaklarda ışıklar yanıyor, vitrinler süsleniyor, insanlar “umut” kelimesini dillerine doluyor. Ama herkes için aynı değil bu gece. Bazıları için yeni yıl, bir sofranın etrafında toplanmak değil; eksik sandalyelere bakıp gülümsemeye çalışmak demek. Bazıları için yeni yıl, sarılmak değil; mesafeyi daha derinden hissetmek demek.
Gurbet böyle bir şey işte… Yıl değişirken saatler aynı anda çalmıyor insanın içinde. Burada yeni bir yıl başlıyor ama orada, çok uzakta, başka bir saat başka bir acıyı hatırlatıyor. Annemin sesi geliyor aklıma, babamın sessizliği, çocukluğumun tanıdık duvarları. Aynı gökyüzünün altında ama bambaşka hayatların içindeyiz. Aynı takvim yaprağını koparıyoruz belki ama aynı hisleri yaşamıyoruz.
Yeni yıl geceleri daha bir ağır gelir gurbette. Kalabalığın ortasında bile insan kendini yalnız hisseder. Herkes kahkahalar atarken, içinden sessizce geçen cümleler olur: “Keşke burada olmasaydım… Keşke bu anı onlarla yaşayabilseydim.” Telefon ekranından izlenen sevinçler, mesafeyle daha da büyüyen özlemler vardır. Saat tam on ikiyi gösterdiğinde edilen dilekler bile yarım kalır; çünkü insanın en büyük dileği zaten hep aynıdır: ait olduğu yere bir gün dönebilmek.
Geçen yıl da böyleydi. Ondan önceki de. Zaman ilerliyor ama bazı duygular yerinde sayıyor. İnsan alışıyor sanıyor ama aslında sadece susmayı öğreniyor. İçindeki boşluğu kalabalıklarla doldurmaya çalışıyor, ama yeni yıl geceleri o boşluk kendini daha çok belli ediyor. Çünkü yeni bir yıl, geçmişin muhasebesini de beraberinde getiriyor. Yapılamayanlar, söylenemeyenler, sarılamayan insanlar…
Yine de bir umut var, her şeye rağmen. Hüzünlü de olsa, yorgun da olsa. Belki bu yıl yollar kısalır, hasret biraz hafifler. Belki bir sonraki yeni yılı,