Sana severek itiraflarda bulunuyorum; çünkü en mutlu insanların kim oldukları sorusuna senin vereceğin yanıtın, tıpkı çocuklar gibi günü gününe yaşayanlar, oyuncak bebeklerini hep beraberinde taşıyıp onlara yeni yeni giysiler giydirenler, annelerinin şekerli çöreği kilitlediği çekmecenin etrafında dolanıp ellerine geçirmek
istediklerini ağızlarına tıkıştırarak yedikten sonra, "Daha yok mu!" diye bağıranlar olacaktır. - Mutlu varlıklar işte bunlardır. Ama kendinden hoşnut olan başka insanlar da vardır: Alçakça işlerini, hatta sözde tutkularını, görkemli başlıklar altında sunup bunları insanlığı esenliğe kavuşturacak dev tasarılar olarak bütün insan soyunun borç hanesine yazanlar da mutludur. Ama her şeyin nereye varacağını alçakgönülülükle kestirebilen, nasıl hali vakti yerinde her vatandaşın kendi bahçesini bir cennete benzetmek için hamaratça ekip biçerken, mutsuz olanların da taşıdıkları yükün altında soluk soluğa yollarına aldırmadan devam ettiklerini gören ve herkesin aynı ölçüde bu güneşin ışığını bir dakika daha fazla görmek için can attığını bilen kimseler - evet, işte onlar suskunluğu yeğler ve dünyalarını kendi içlerinden yola çıkarak kurar, bir insan olmaktan da başlı başına bir mutluluk duyarlar.
Dehanın selleri niçin yalnızca ender zamanlarda taşar; niçin yüksek dalgalar halinde üstünüze gelip şaşkın ruhlarınızı yalnızca ender olarak sarar? - Çünkü dostlarım, suyun her iki yakasında kayıtsız baylar yaşıyor, kır evleri, lale ve lahana bahçeleri bozulabilir bu durumda; zamanında setler ve kanallar inşa ederek bu tehdit edici tehlikeyi önlemesini biliyor onlar.
İnsan soyu tek bir kalıptan çıkmadır. Çoğu, yaşayabilmek için günlerinin büyük bir bölümünü çalışarak geçirir ve özgürlük olarak artakalan zaman onları o kadar kaygılandırır ki, ondan kurtulmak için denemedik şey bırakmazlar. Ey insanın alınyazısı!
Dünyadaki karışıklıklara yol açan şeyin, kurnazlık ve kötü niyetten öte, belki de yanlış anlamalar ve atalet olduğunu bir kez daha saptadım. En azından ilk ikisine daha az rastlanıyor.