• https://www.instagram.com/kitapdolusu/
    ⭐ İş Bankası Kültür Yayınları'nın çok güzel düşünülmüş ve piyasanın ihtiyaç duyduğu yeni serisi "Türk Edebiyatı Klasikleri"nin ilk kitabının yorumuyla geldim uzun bir tatilden sonra.
    ⭐ 100 yılı aşkın bir süre önce(1910) yazılmış kitaba Hüseyin Rahmi'nin önsözüyle giriş yapıyoruz. Günümüz türkçesiyle bizim daha kolay anlayabileceğimiz şekilde düzenlenmiş olan kitapta gerek duyulan kelimeler orijinal haliyle bırakılıp sayfanın sonunda anlamı açıklanmış.
    ⭐ Halley kuyrukluyıldızının dünyaya çarpacağı ve bunun dünyanın sonunu getireceğinin düşünüldüğü günlerde, İrfan Galip Bey adında döneme göre okumuş sayılabilecek şöhret aşkıyla tutuşan bir genç halkı bilgilendirmek için bir konferans veriyor. Burada İrfan Bey'i gören bir kız, kuyrukluyıldız hakkında daha fazla bilgi almak için İrfan Bey'e mektup yazıyor. Aşktan yana bir türlü yüzü gülmeyen İrfan Bey aradığı kızı bulduğunu düşünüyor ve kızın yüzünü bile görmeden, sadece bir mektup sonunda aşık oluyor. Hikayemiz mektuplaşmalar, diyaloglar eşliğinde sürüp gidiyor.
    ⭐ 150 sayfalık kitap 12 bölüme ayrılmış. Güncellenmiş dile rağmen arada okumamı zorlaştıran kelimeler oldu. Ayrıca sayfanın altında verilen bazı açıklamalar, okuma kolaylığı açısından, direkt metinde yazılsaydı da olabilirdi diye düşünüyorum.
    ⭐ Bu tip tarihi klasikleri okurken en hoşuma giden nokta o döneme ait epeyce bilgi içermeleri. Bu kitapta ise, 1910 yılının Osmanlısının ; geleneksel aile ve toplum yapısı, mahalle düzeni, evlilik gelenekleri, kültürel birikimleri ve daha bir çok konusu hakkında fikir sahibi olabiliyoruz.
    ⭐ Yer yer toplumsal eleştirilerin de yer aldığı kitap genel olarak eğlenceli bir şekilde kaleme alınmış. Neler olacağını tahmin etseniz bile sıkılmadan okuyorsunuz kitabı.
    ⭐ Yerli klasiklerimizi bir şekilde tekrar gündeme getiren, okumamız için heves verip uygun fiyatlı olarak bizlere sunan İş Bankası Kültür Yayınları bir teşekkürden fazlasını hak ediyor.
  • Temel saglam ise katlarin sayisi önem arz etmez,
    Yurek temiz ise kelimeler yersiz kalir
    inanc guclu ise dert engel olmaz
    Ancak gereksiz kelimeler gelisi guzel bos laflar guzel oldukca temeli saglam deilse anlami kalmaz ,
    Çayin tadina bakmak gibidir insani tanimak ilk sözleriyle dawranisiyla kendini belli eder ciğ mi demlimi diye, zamanla sabirla izleyerek her sey belli olur derdi weren belli dermani ise zamanla olur, derdini bilmezsen dermani bulamazsin yilani bilip görup izlersen zehrine hazirlikli olmalisin kediye pisooo pisooo dersen cigeri gozden cikartmalisin, haksizliga goz yumarsan inancindan şüphe duymalisin dert wermis dermanda werir diyerek beklenilmez bilakis neden niye dert werdi kendini yokla dusun tasin amma o nefsine hukmedebilirsen anlayana cok seydir. . .
  • Seni bir yere götürmek istiyorum biliyorsun seni umursuyorum
    Burası çok soğuk ve neresi bilmiyorum
    Sana güzel bir bukette nergis getirdim
    Ama onlar geçen yazdaki gibi çiçek açmayacaklar

    Ve seni öpmek istiyorum, iyi hissettirmek
    Sadece gecelerimi paylaşmak için çok yorgunum
    Ağlamak istiyorum ve sevmek istiyorum
    Ama tüm gözyaşlarım tükendi
    Başka bir aşkta,başka bir aşkta
    Tüm gözyaşlarım tükendi
    Başka bir aşkta,başka bir aşkta
    Tüm gözyaşlarım tükendi
    Başka bir aşkta,başka bir aşkta
    Tüm gözyaşlarım tükendi

    Ve eğer biri seni incitirse,kavga etmek isterim
    Ama ellerim birçok kez kırıldı
    Yani sesimi kullanacağım ve kaba olacağım
    Kelimeler her zaman kazanır,ama biliyorum ben kaybedeceğim

    Ve şarkı söylemek istiyorum bize ait olan
    Ama hepsini başka bir kalbe söyledim
    Ve ağlamak istiyorum aşkı öğrenmek istiyorum
    Ama tüm gözyaşlarım tükendi

    Başka bir aşkta,başka bir aşkta
    Tüm gözyaşlarım tükendi
    Başka bir aşkta,başka bir aşkta
    Tüm gözyaşlarım tükendi
    Başka bir aşkta,başka bir aşkta
    Tüm gözyaşlarım tükendi

    Ve şarkı söylemek istiyorum bize ait olan
    Ama hepsini başka bir kalbe söyledim
    Ve ağlamak istiyorum aşkı öğrenmek istiyorum
    Ama tüm gözyaşlarım tükendi

    Başka bir aşkta,başka bir aşkta
    Tüm gözyaşlarım tükendi
    Başka bir aşkta,başka bir aşkta
    Tüm gözyaşlarım tükendi
    Başka bir aşkta,başka bir aşkta
    Tüm gözyaşlarım tükendi
  • Kitabın öyküsü ve anlatım dili o kadar güzel ve eşsiz ki kelimeler tarif etmeye yetmeyecektir.
    Benim yazar hakkında diyeceğim bir şey var. Sabahattin Ali eğer genç yaşında öldürülmeseydi ve eserlerini yazmaya devam etseydi kim bilir daha ne harika kitaplar yazacaktı.
    Ben bu mefhum cinayeti işleyeni ve suç şebekesini bir kere daha lanetliyorum.
  • Adını duyunca aklıma gelen sahne hep aynı. 
    Tarih: 2 Temmuz 1993
    Yer: Sivas, Madımak Oteli
    Kişiler: Ölenleri sayayım da onlar için bir kez de biz mi yanalım, yoksa otelden itfaiye aracının üstüne kendini atıp da kendisi hakkında söylenen "Asıl öldürülecek hayvan burada" sözünü işitip, "Tam kurtuluyorum derken artık Sırat Köprüsü'nde gibiydim. Devam etsem linç, geri dönsem cehennem vardı." diyen Aziz Nesin gibi bir değil binlerce kez öldürülenleri sayayım, onlara mı yanalım?

    Cayır cayır yanan bir otel, otelin önünde insanlıktan çıkmış azgın bir kalabalık, kalabalıktan yükselen "Aziz Nesin içeride mi, yansın kafirler" türünden yükselen kin kokulu çirkin naralar, düşündükçe hissettiğim ve burnumu sızlatan o yanık kokusu ve koca oteli küle çeviren yangından canını kurtarmaya çalışan bir avuç "insan." O kalabalıktaki herkesten daha insan olan, biri dışarıdakilerin bininden daha fazlasına bedel bir avuç can. Ve en acısı da hüznümüze sebep olan yeri asla doldurulamayacak 35 güzel insanımızın, kalmak isterken, gitmeye henüz hiç hazır değilken, ansızın korku ve gördükleri vefasızlığın acısı ile, benzin ateşinin ciğerleri yakan kokusu belki de ateşin acımasız sıcaklığı ile aramızdan zamansız ayrılışı...

    Benim canımı daha da çok acıtan bir sahne var ki üstad Aziz Nesin'in adını her duyduğumda gözümde canlanır. İçim bir kez daha yanar, insanlıktan utanırım. Yangını "sözde" söndürmeye çalışan itfaiye ekipleri otelin önünde beklemektedir. Nesin bir yolunu bulup can havliyle kendini itfaiye aracının üstüne atmıştır. Kurtulmuştur sözde... Bileğinden tutan itfaiye görevlisi tek bir hareketle onu aracın üzerinden kalabalığın ortasına fırlatır. Düşmüştür yere, 77 yaşında ölümünden 2 sene evvel itfaiye aracının dibinde diğer görevliler tarafından darb edilmektedir. İşte bu millet seni bu kadar anlamadı üstad! Yazık ki halimize binlerce kez yazık... Sürüklenerek yanlarına ulaştığı polisler tarafından yaralı bir şekilde kurtarılmışsa da ne fayda. O gün bir otel ve 35 insan yakılmadı, kendini kendi eliyle rezil bir şekilde yakan bir topluma şahit olundu. Ve bu ayıbın üstü hiç bir zaman kapatılamayacak...

    Asıl konu bu değildi, böylesine keyifli bir kitaba böyle duygusal bir inceleme yazılmaz ancak Aziz Nesin'e yaptığım ilk incelememde onunla ilgili duygularıma, hüznüme yer vermeden edemedim. 

    Kütüphane rafları arasında gezinirken "Sizin Memlekette Eşek Yok mu?" kitabının başlığını görür görmez yine Nesin'den taşlama ve mizah dolu, güldürürken onu anlayabilenler için düşündüren ama her halükarda bol kahkahayla dolu bir kitap olduğunu hissedip aldım elime. Haklıymışım da. Sabah başlayıp akşam bitirdim ama bir haftalık gülme kotamı da bu kitap sayesinde tamamlamışım gibi hissediyorum. :) Günümüzün mizah anlayışından pek hoşlanmadığım ve çoğu mizahşörün de küfür ve argo kullanmayı mizah zannettiğini düşündüğüm için mizahtan hoşlanmadığım bile söylenebilir. Ancak Aziz Nesin benim mizah konusunda ki tek istisnamdır.
    Ayrıca Türkçeyi bu denli etkili kullanabilmekte ki gücüne hayranım. Yerine göre konuşmayı öyle güzel başarıyor ki, kelimelerini kısıtlamadan, kendini kasmadan yazdığı çok belli, su gibi akıp gidiyor cümleleri. Hele ki bu eserindeki öykülerinde kullandığı yöresel ağızı okurken öyle keyif aldım ki dışımdan okuma ihtiyacı hissettim bazı yerlerde, o kadar hoşuma gitti seçtiği kelimeler.

    İçinde 28 kısa öyküyü barındıran ve ismini de bir öykünün başlığından alan bu kitapta beni en derinden etkileyen kısmı da paylaşmadan edemeyeceğim. Önsözden hemen sonra gelen ve "bu yazı bir öykü değildir" diyerek başladığı anısında Nesin Vakfı'nda her yılbaşı gecesi çocuklara kendi elleriyle hediyeler hazırladığından bahsediyor. Ve hediyelerin paketlerinden kısaca şöyle bahsetmiş. "Armağanların paketlenmesi için bütün yıl boy boy kutular, zarflar, güzel torbalar, renk renk çiçekli kağıtlar, yaldızlı kağıtlar, süslü püslü ipler, cicili bicili ve parlak bağlar biriktiririm. Bunların hiçbiri yeni değildir. Hepsi ya bana ya Vakf'a gönderilmiş şeylerin paketleme gereçleri olduğu için önceden kullanılmıştır. Biz onları atmayız. Üçüncü, dördüncü beşinci kez kullanılmak, sonunda kalorifer ocağında yakılmak üzere saklarız. Doğrusunu söylememiz gerekirse, bizim elimize geçen her hangi bir şeyin bizden çekeceği vardır ve elimizden kurtulması hiç de kolay değildir."

    Bu sözler sizin için bir anlam ifade etti mi bilmem ama ben basit bir şeyin bile mahvolana kadar kullanıldığı zamanlar gördüğüm için beni derinden etkiledi ve bir Vakf kurucusu, idarecisi değil de bir aile babası gördüm sanki bu sözlerde ve bu yaşam şeklinde. 

    Ön yargısız, anlayarak, anlamlandırarak yaşamanız, okumanız dileklerimle, keyifli okumalar...
  • Kötü çocuk ve onun benzeri ergen kitaplari okuyan herkese söylüyorum. Siz çocuksunuz, büyümek istemeyen, hayatın gerçeklerini görmeyen kişilersiniz, siz yeni nesilin lanetlerisiniz, gerizekalısınız. Sizinle bu dünyayı yaşayacağıma, ölürüm daha iyi. Tecavüzcüsüne aşık olan kitapları okuyorsunuz ve bunu istiyorsunuz ( Evet bunu okuyan değerli veya değerlisiz kişi. Kaç kere gördüm böyle beynini kullanamayan çocukları) Bunu yapmayın, yalvarırım size. Beyninizi kullanın. Size felsefi kitapları okuyun demiyorum. Eğer romantik bir kitap okuyorsanız, binlerce güzel romantik kitap var onları okuyun. Bu kelimeler neye yarar ki? Keşke beni anlasanız.
  • Öncelikle bu kadar güzel bir kitabı çok geç okuduğum için kendime kızıyorum. Yaklaşık 2 senedir kitap rafimda okunmayi bekliyordu. Bir kere başladım ve içerisinde çok fazla Osmanlıca kelime olduğu için okumayı daha ilk sayfalarda bıraktım ve başka bir kitaba geçtim. Şimdi okudum ve bitirdim ve iyi ki okumuşum. Öncelikle kitabın ilk sayfalarında çok fazla yabancı kelime ile karşılaşacağınız için kağıt , kalem ve sözlüğünüz yaninizda olsun ki benim 2 sayfa olarak haznem gelişti :) tabi ki kitabın her sayfasında muhakkak karşılaşıyorsunuz ama bir süre sonra kelimeler mi azalıyor siz mi alışıyorsunuz onu anlayamadım , fazlaca sözlüğe bakmiyorsunuz. Kitap çok sürükleyici bir kitaptı. Herkesin hayatına bir Hayri İrdal girmeli bence. Ama onun yaşadığı hayal kırıklığı da kitabın en hassas noktası bana göre. Kitaptan bir çok ders alınabilir. Öncelikle kadınların aslında ne kadar etkin olduğunu çıkarttım ve kitapta fazlasıyla yer vermiş Ahmet Hamdi . Onun dışında zamanın bir saniyesi bile ne kadar değerli , bunu anladım ki zaten biliyorduk belki ama yine yeniden hatırlatıyor bize. Çalışmanın ne güzel bir erdem olduğunu da anlıyoruz yaninda. Hayri İrdal insanlara guvenmisti ama sonuç istediği gibi olmadi ve dirayetli adam sonunda pes etti. İnsanlar kendi emniyetleri kendi menfaatleri söz konusu olduğunda değişirler . Kitapta da geçiyor bu cümleye benzer bir cümle. Katılıyorum. Geç kalmayın , okuyun ! Sakın yabanci kelimeler yaniltmasin sizi , sabredin ve okuyun .