Turgut Uyar, Dünyada
https://youtu.be/GHnsAktLPxU

Kent sabahıdır, bilmemek olmaz, çıkardı
Kendisiyle bir uğultuyu çıkarırdı sokaklara
Yıkanmış o ağız kokularından, çoğalmalardan
Sen bir susun, bağırmak benim işim
Ağırım, isyanlara doğruyum, yataklardanım
Üstüme sinmişliğin var
İşe yaramaz şeylerin güzelleştirdiği dünyada
Sen bakma ey, mutlaka seslenmeliyim
Aşka hiç benzemeyen o yalnızlıktan
Üstüme sinmişliğin var
Bir eve girmek, orada yatmak, büyütmek bir bakışmayı
Dağınık dağınık dağınık eviçlerinde
Toplandıkça dağılan eviçlerinde
Ben bir içkiydim herkesi geçerdim
Toplandıkça dağılan eviçlerinde
Direne direne gelen en diri ortaçağdan
Üstüme sinmişliğin var
Her sabah bir intihardır çıkışlarım, dünyada
Üstüme sinmişliğin var
Sürekli denizler, sürekli olmalar, sanki öyle birşey
En güzel kalan yastıkta bozulmuş saçlardan
Bir şeyi bırakmak, bir şeyi almaya gelmek sonra
Sonra yasak balkonları göz ucuyla ölçmek
Çini kaseler akşamı ve bardaklar akşamı
Dünya kapıyor gözlerini bir gece çağır, ben burdayım
Ben burdayım
Gece gece gece gece gece gece gece en sonsuz gece
Ben burdayım
Üstüme sinmişliğin var
Ben uzun zamanlardayım aslında
Vazolar, ufak masalar, taşlar zamanında
Bir nehir çoğalır giderdi sıkıntımızdan
Bir kent bu yüzden büyürdü, dünyada
Bir ihtilal ölüverirdi birden bizde
O sokaklardan
Üstüme sinmişliğin var
Sanki bin yıllık sinmişliğin var
Sonuna vardıkça artan o konuşmalardan
Güncelerin kestiği, ekmeklerin aşındırdığı
Dünyada
Sen bir şeydin, bakılır sevilirdin
Tozların alınırdı, ürpertilirdin
Konuşmak bizi çıkılmaz bir sokağa götürürdü
Bir yalnızlığa böyle
Kim varsa bir yalnızlığa giderdi, dünyada
Bütün çiçekler, bütün kelimeler bir isyandı
Ey bakın, ey bakın bakın bakın
Dünyada
Ne zaman
Ben seni uyuttum, seni karıştırdım, seni şaşırdım
Birşeyler akıp akıp giderdi, dünyada
Başvurduğum bir şeydin, yalnızlığım gibi
Yanında sonsuz durduğum
Ağlamaktı en uzun neşesi kızların bir zaman
Olsun olsun, güneş olsun güneş olsun, olsun
Büyüsün o şeyler, büyüsün bu sarılan şey
Birisinin birşeylerin olduğunu bilmek var, dünyada
Sakın kapanma, dur, ey şuramdaki beni boşaltan delik
Ey büyüyen birşey sakın durma, dünyada
Üstüme sinmişliğin var

Münzevi Okur, Koçyiğit Köroğlu'yu inceledi.
Dün 00:19 · Kitabı okudu · 1 günde

Köroğlu deyince aklıma Cüneyt Arkın'ın oynadığı film gelir. Hatta kitabı okurken oradaki gibi bir senaryo bekledim. Lakin oradakinden farklı bir kurgusu var. Ama sonuç aynı. Kötü Bolu Beyi gider geriye mutluluk kalır. Yazarımız aralara şiir de serpiştirmiş. Bilinmeyen kelimeler de var. Onların açıklamalarının kitapta verilmesi de güzel olmuş.

Okuduğum ilk Türk Oyunu oldu. Çok fazla televizyon izlemesem de Ahmet Kutsi Tecer ile tanışmam bu sayede oldu. Yıllar önce Kanal 7 de bir Türk filmi vardı. Orada Neredesin sen isimli şiir okunmuştu. Sanırım filmin adı da buydu. Sonrasında İnternet'ten şiirlerini okudum. Öyle tanıştık. Bu kitabının bana nereden geldiğini bilmiyorum. Kısa olunca hemen biten oyun türünde bir eser olduğu için okuyabilirsiniz.

Berna ŞAHİN, Loquela - Sayıklama'yı inceledi.
26 May 22:42 · Kitabı okudu · 5 günde · Puan vermedi

Tamamı sayıklamadan ibaret sanki. İfadeler, dil çok güzel. Lakin hikaye örgüsü... Evet hikaye örgüsü tam bir arap saçı. Yanılsamalar, sanrılar, sayıklamalar... Neresi gerçek neresi düş belli değil. Postmodern yazım. Tam da kitabın başındaki tanımlama gibi : " Loquela, öznenin kafasında bir yaranın ya da bir davranışın sonuçlarını yorulmak bilmeden tartışıp durduğu kelimeler akışını ifade eden bir kelimedir."

KİTAPBUCH, Yılkı Atı'ı inceledi.
26 May 12:16 · Kitabı okudu · 20 günde · 6/10 puan

Kitabın Yorumu
Köyün, köylülerin ve nihayet atların hayatından bir kesitin özgün dille anlatıldığı, kısa (120 sayfa) ama etkileyici bir romandır.
1971 yılı TRT Roman başarı ödülünü almıştır.
Bir yılkı atının gözünden pek çok duygunun (sahiplik, vatan, menfaat, dürüstlük, cesaret, çaresizlik) yoğun tasviri yapılmıştır.
Bir at ile köydeki bir ailenin etkileşiminin romana konu edilmesi romana sürükleyicilik katıyor ve okuru kısa sürede kitabı bitirmeye zorluyor. Her ne kadar bu anlatım şekline dünya edebiyatında rastlansa da Türk Edebiyatından da güzel bir örnek olmuş Yılkı Atı.
Genç okuyucunun (hatta her yaştan okuyucunun) kelime hazinesine katkı sağlayacağına garanti verilebilir, zira mahalli anlatım şekli ve yerel kelimeler ilgi çekici. Ama roman okuru için asıl kazanım, özellikle çocukların ve gençlerin "empatinin ne olduğunu" anlamalarına katkı sunması olabilir.

Sevgili 1k Ailem ;
Bugün benim için çok özel bir o kadar da değerli bir gün .Aslında hüzünlü bir fitratim olduğu icin mutluluğu paylaşmayı pek beceremiyorum.Bundan dolayı şahsi bir ileti olduğu için affınıza sığınıyorum.Ama yine de siz sevdiğim ,değer verdiklerim de bu anıma tanıklık etsin istiyorum.Bunları yazarken bile gözlerim yaşla doluyor emin olun.Meğer hisler konuşunca ,kelimeler susarmış ya.Kelimelerim gözyaşlarımın akmasına izin vermiyor kalbimde sevginin tarrakalarla çığır açmasını istiyor,paylaşmanın önünün kesilmesini istemiyor .Ya hu ne güzel insanlarla yollarım kesişti ,bogulmusluguma nefes oldu 1k...Birisini gerçek manada tanımak için beraber yolculuk etmek gerekiyormuş ya özellikle bazı arkadaşlarla kelimelerimiz beraber yol aldıkça ,samimiyet kurdukca gonullerimizin yakinlastigini hissettim.Hani önce yoldaş sonra yol, diyor şair.
Yolun güzelliği ise yoldaşın güzelliğinden geliyor.Bir yola çıkacaksanız mesela hayat gibi yanınızda size değer veren, kıymetinizi bilen insana ve insanlara yer verin.Güzellik yolun güzelliği kadar yoldaşın da güzelliğinden gelir.Yoldas ne güzel bir kelime değil mi ? Yolda hangi mevsime yakalanirsaniz yakalanin size eşlik eden ,hemnefes olabilen
kiriklarinizi tutkal misali yapıştıran,gönlünüze sımsıkı tutunan,kapısını her calisinizda ,
kimse yok mu diye sordugunuzda "buradayım " diyebilen...☀


Dost ne çok anlama geliyor.Dost candan öte işte,İkinci bir ben..Hani acınizi kederinizi sizinle yaşayan,sizinle beraber derman arayan,varlığı şifa gibi gelen,gerçekten size önem verdiği için size vakit ayıran ,insana yedek bir kalbi olduğunu hissettiren ,soluktaşiniz dost işte dost çokça manalara gelebilen.Kalbiniz buradan çarpsa ötelerden duyabilen,bir gulusunuzle kalpte çiçekler actirdiginiz,Ahmet Hamdi Tanpinar'in ifadesiyle "özledim" değil de "çokça gorecegim geldi" diyebileceginiz dost işte dost ...Barış Manço'nun ne çok severim "Bir ben var ki benim içimde,Benden öte benden ziyade" nefesiniz yani.İşte gönül kendisine benzeyene akarmis ya ,tüm bu saydıklarımi içine alan hatta daha da fazlası benim için çok kıymetli, canımm diyebildiğim sueda reyyan ablam iyi ki varsınız .İyi ki sizinle bir şekilde yollarımız kesismis.Benim için en büyük armağanın "siz" olduğunuzu unutmayın lütfen.💙Gerçekten hiç hak etmediğim halde ince düşünceniz için çooook teşekkür ederim.🙏💕

Gönlü güzel insanların gönlünde olmak en büyük servet be arkadaşlar .Biriktirilmesi zor olan ...Yarın çok geç olmadan sevdiklerinizin yüreğinden sımsıkı tutun,sımsıkı tutunun onlara ne olur.Çok sıcak samimi bir ortam burasi güzel degerlendirebilirsek,
güzel insan biriktirebilecegimiz .Geç olmadan sevgimizi ertelemeyelim.En büyük yanlisimiz bu emin olun."Bana öyle bir kelime söyle ki hiç eksilmesin "diyor ya Posta Kutusundaki Mızıka'da söyleyelim işte sevgimizi ,sevgi comerdi olalim...Değer bilelim,yarın çok geç olmadan.

Iyi ki varsınız .İyi ki buradayım ❤

https://i.hizliresim.com/0zVOAo.jpg

https://m.youtube.com/watch?v=-5CRXpzlWIM

Ömer Gezen, Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar'ı inceledi.
25 May 19:55 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir diğer Arthur Schopenhauer kitabı ile karşınızdayım. Tabi artık yazarın ismini bi' yerden bakmadan yazabiliyorum :D
Öncelikle Schopenhauer Okuma Etkinliği düzenleyerek bu güzel adamla beni tanıştıran Quidam a çok teşekkür ederim :)
Kendisinin etkinliğinin linki: #29220221 /> Neyse hadi incelememize geçelim :D
Kitap için yine benim çok sevdiğim kitaplar için kullandığım kelimeler olan "Muhteşemmmm" "Harikaa!" gibi kelimeleri bolca duyacaksınız :D
İnceleme okumaya üşenenler için: Kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim :D
Üşenmeyenler için: Kitap bana kalırsa çok güzeldi. Yazardan da etkilenme seviyemi ve kendisiyle kişisel bağımı şu şekilde açıklayayım. Bugüne kadar beni en iyi yansıtan, kendimi bulduğum yazar Franz Kafka'ydı. Ta ki Schopenhauer okuyana kadar. Bu yazarda ben kendimi buldum resmen.
Mükemmel bir üslubu ve bilgi açısından doygunluğu var.
Çok sevdiğim bir şey olan kitaplardan alıntıları yazarımızda kitabında bol bol anlatıyor :)
Peki başlıktan başlarsak Yaşam Bilgeliği nedir?
Burada yazarın kitapta anlattıklarına göre Yaşam Bilgeliği bir nevi hayattan mutlu olmayı beklemek değil de mutsuzluğu en aza indirgemek.
Tabi ne kadar doğru ne kadar yanlış tartışılır ama ben bu fikri benimsedim :)

Kitap bolca sizi fikir bombardımanına tutuyor ve bana kalırsa bu kitabı okumayan kişi KİTAPKURDU OLMA YOLUNDA EKSİK KALIR. Hem felsefi açıdan hem de edebiyat açısından.
Neyse ben kitabı çok sevdim. Bugüne kadar okuduğum Aforizmalardan en iyisiydi diyebilirim. (Franz Kafka'nınkiler de dahil, kusura bakma Kafka :( )
Neyse incelemem bu kadar bence OKUNMASI GEREKEN Bİ' KİTAP :)
Herkese iyi okumalar dilerim :)

Şükufe Nihal
Cenab Şahabeddin’in kardeşi şair Osman Fahri, ona olan aşkına karşılık bulamayıp canına kıydı. Şair Ahmet Kutsi Tecer, ona tutkundu. Edebiyatçı Mithat Sadullah Sander ve politikacı Ahmet Hamdi Başar ile evlendi. Yaşamı köşkte başlayıp huzurevinde biten şair, yazar, öğretmen Şükûfe Nihal’in ruhunun derinliklerinde yaralar açan aşk hikáyeleri..

OSMAN Fahri otuz yaşındaydı.

Dönemin ünlü edebiyatçısı Cenab Şahabeddin’in kardeşiydi.

Ressamdı. Şairdi. "Mersiyeler" adlı şiir kitabı vardı.

"Arkadaş" adlı dergiyi birlikte çıkardığı yakın dostu Mithat Sadullah’ın eşi Şükûfe Nihal’e áşıktı.

Mithat Sadullah-Şükûfe Nihal evliliğinde sorunlar vardı.

Ve bir gün Şükûfe Nihal, oğlu Necdet’i alıp eşi Mithat Sadullah’ı terk etti. Zaten hiç arzulamamıştı bu evliliği; hatta bileklerini keserek intihara kalkışmıştı.

İstemediği evlilik artık son bulmuştu.

Şükûfe Nihal’in bu zor günlerindeki dert ortağı Osman Fahri’ydi. Genç şair, yıllardır sakladığı hislerini o günlerde açığa çıkardı. Olumsuz yanıt aldı:

"Sen benim hem-dem-i hayalatım,

Ben senin yar-ı tesellikárın

Olacakken; fakat, nedense, Nihal

Sen benim gözlerimde dert aradın..."

Osman Fahri karşılıksız aşkı yüzünden mecnun oldu. İstanbul’u terk etti. Elazığ’da öğretmenlik yapmaya başladı. Ancak platonik aşkını unutamadı.

Şiirler gönderdi karasevdasına karşılık alabilmek için:

"Ah madem ki sen de bir şair,

Ben de şairim, bu káfidir"

Hiç yanıt alamadı; bu acıyla yaşamamak için kafasına tabanca dayayıp tetiği çekti. Yıl 1920 idi...

Şükûfe Nihal, Osman Fahri’ye karşı o günlerde bir şeyler hissetmiş miydi? Bilinmiyor. Bilinen Şükûfe Nihal’in, karasevda yüzünden intihar eden Osman Fahri’yi yaşamı boyunca unutamadığı...

Güzel denemezdi

Yakın arkadaşı (yazar Pınar Kür’ün annesi) İsmet Kür, "Yarısı Roman" adlı eserinde Şükûfe Nihal’i şöyle anlatıyor:

"Şükûfe Nihal hemen her görenin áşık ya da hayran olduğu kadınlardandı. ’Güzel’ denemezdi pek. Gözleri çukurdu ve ufaktı... Boyu hiç uzun değildi. Beden çizgileri dikkati çekmekten uzaktı. Ne ki, zarifti, her zaman bakımlı ve çok şıktı. Dünyaya metelik vermeyen, kendine çok güvenen bir havası vardı. Onu bu kadar çekici yapan da, bu ’dünyaya metelik vermeyen’ haliydi. Ve de, o sıralar, ’hayran olunacak kadın’ sayısı da çok değil miydi? Ya da nitelikleri mi farklıydı? Sanırım, biraz öyle.

Çocukluğumda, şıklık sembolüydü benim için. Onun üstünde görüp hayran olduğum kimi renkleri, kimi desenleri hálá sevdiğimi biliyorum.

Çok kaprisli bir kadındı. Biraz cıvıltıya benzeyen, kendine özgü ve de hoş konuşma biçimi vardı.

Evet, pek çok kişi sevdalanmıştı, zamanın en gözde şairlerinden biri olan bu kadına."

Şükûfe Nihal’e áşık olan isimlerden biri de Názım Hikmet’ti...

Názım Hikmet’in aşkı

1920’li yıllar...

Erenköy bahçelerinde, köşklerinde şairler yan yana gelip edebi sohbetler yapıyorlardı.

Bu toplantıların birinde...

Názım Hikmet bir káğıda bir şeyler yazıp Şükûfe Nihal’e vermesi için Halide Nusret’e (Zorlutuna) uzattı.

"Bir Devrin Romanı" adlı eserinde Zorlutuna olayı şöyle yazdı:

"O (Şükûfe Nihal) okuduktan sonra, gülerek káğıdı bana verdi. Bugün gibi hatırlıyorum, káğıtta şairin o delişmen yazısıyla aynen şu kelimeler yazılıydı: ’Ben sizin için çıldırıyorum, siz bana aldırış bile etmiyorsunuz’."

Názım Hikmet ile Şükûfe Nihal sevgili oldular mı?

Halide Nusret Zorlutuna’nın, kız kardeşi İsmet Kür’e söylediğine göre, Názım Hikmet "Bir Ayrılış Hikáyesi" adlı şiirini Şükûfe Nihal için yazmıştı. Bu şiir ilişkinin boyutunu gösteriyor aslında:

"Erkek kadına dedi ki/seni seviyorum,/ ama nasıl?/

avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp/

parmaklarımı kanatarak/ kırasıya/ çıldırasıya.../

Erkek kadına dedi ki/ seni seviyorum,/ ama nasıl?/

kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,/

yüzde yüz, yüzde bin beş yüz/ yüzde hudutsuz kere yüz/

Kadın erkeğe dedi ki/ baktım,/ dudağımla, yüreğimle, kafamla;/

severek, korkarak, eğilerek,/ dudağına, yüreğine, kafana/

şimdi ne söylüyorsam/ karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana/

ve artık biliyorum:/ toprağın/ yüzü güneşli bir ana gibi/

en son, en güzel çocuğunu emzirdiğini/

fakat neyleyim/ saçlarım dolanmış/ölmekte olanın parmaklarına/

başımı kurtarmam kabil/ değil/

sen yürümelisin,/ yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak/

sen yürümelisin/ beni bırakarak/

Kadın sustu/ sarıldılar/

Bir kitap düştü yere/ kapandı bir pencere/ ayrıldılar"

Dönemin ünlü şairlerinden sadece Názım Hikmet áşık değildi Şükûfe Nihal’e! Yakın dostu Halide Nusret Zorlutuna’ya göre, Ahmet Kutsi Tecer de Şükûfe Nihal’e áşık edebiyatçılardan biriydi.

Şükûfe Nihal’in edebiyat çevrelerindeki en bilinen aşkı ise hiç şüphesiz, Faruk Nafiz Çamlıbel idi...

F. Nafiz Çamlıbel’in aşkı

Faruk Nafiz Çamlıbel yaşamı boyunca unutamayacağı büyük aşkı Şükûfe Nihal’i halasının Erenköy’deki köşkünde gördü ilk kez. Ve ilk görüşte áşık oldu.

Aşk karşılıklıydı. Hep şiirler yazdılar birbirlerine.

"İnce bir kızdı bu solgun sarı heykel gibi lal/

Sanki ruhumdan uzat sisli bir akşamdı Nihal/

Ben küreklerde Nihal’in gözü enginlerde/

Gizli sevdalar için yol soruyorduk nerde./"

Sadece şiir mi?

Aşkları üzerine roman yazdılar.

Faruk Nafiz Çamlıbel "Yıldız Yağmuru"nda, Şükûfe Nihal ise "Yalnız Dönüyorum" adlı romanda sevdalarını dile getirdiler.

Yazar Selim İleri de, "Mavi Kanatlarında Yalnız Benim Olsaydın" adlı romanında edebiyat çevrelerinin çok konuştuğu bu aşkı anlattı.

Aynı zamanda edebiyat öğretmeni olan Faruk Nafiz Çamlıbel evlilik teklifine hep olumsuz yanıt alması üzerine sinirlenerek tayinini Ankara’ya çıkardı. Ve burada; Ankara Lisesi’nde coğrafya öğretmenliği yapan Aziziye Hanım ile ani bir evlilik yaptı. Yıl 1931’di.

Bir zamanlar; "Yalnız kalmaktansa Nihal’imden uzakta/ Kalsam diyorum, dar-ü diyarımdan uzakta" diyen şairin bu ansızın evlenmesi edebiyat çevrelerini çok şaşırttı. En çok da Şükûfe Nihal’i; gerçi kavga ettikleri için bir süredir görüşmüyorlardı ama o da anlam verememişti bu ani evliliğe...

Çamlıbel yanıtını beş yıl sonra, 1936’da çıkan "Yıldız Yağmuru" adlı romanında verdi. Romanın kadın kahramanı ayrılığı, aşkı ölümsüzleştirmek için istemişti. Romanın erkek kahramanı ise bu ayrılık nedeniyle gidip sade bir kadınla evlenmişti. Roman ne kadar gerçeği yansıtır bilinmez!

Yıllar sonra 1954 yılında Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Sermet Sami Uysal, Faruk Nafiz Çamlıbel’e sordu: Eşinizle aşk evliliği mi yaptınız?

Yanıt ilginçti: "Hayır. Birbirimizi beğenip evlendik; duygudan çok kafa izdivacı oldu daha doğrusu."

Kim bilebilir; belki de Faruk Nafiz Çamlıbel ölümsüz aşkını hiç unutamadı. Sadece rastlantı mıdır; Şükûfe Nihal’in ölümünden bir buçuk ay sonra vefat etti!

İkinci evlilik

Faruk Nafiz Çamlıbel’in ani evliliğinin ardından Şükûfe Nihal de evlilik kararı aldı. Ahmet Hamdi Başar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden sınıf arkadaşıydı. Okul arkadaşının zaman içinde ülkenin sosyal sorunlarına ilgi göstermesi çok hoşuna gidiyordu. Ayrıca oğlu Necdet’e yakın ilgisi de bu evliliğe zemin oluşturdu. Evlendiler. Şükûfe Nihal, kızı Günay’ı bu evliliğinden dünyaya getirdi. Ancak aradığı huzuru bulamadı; eşi sürekli politik beklentiler, arzular peşindeydi. 1960’ta Şükûfe Nihal, iki çocuğunu alıp kimseye haber vermeden evden ayrıldı. Boşandılar.

Altmış beş yaşındaydı.

Aşkı sadece ruhunda yaşıyordu. O aşkın sahibi ise sevdası uğruna ölümü seçen Osman Fahri’ydi.

Yakın dostlarına, "Tek aşkım odur. Beni tek seven de odur. Nasıl ziyan ettim bu büyük aşkı" diye dert yandı hep. "Yakut Kayalar" adlı romanının kahramanıydı Osman Fahri. Onun aşkı uğruna mecnun oluşu, ideal aşkı arayan romantik Şükûfe Nihal’e şiirler yazdırdı:

"Sana mecnun dediler/ Mukaddestir gözümde/ Cinnet, o günden beri..."

Hafızasını kaybedene kadar düşüncesinde, dilinde, kaleminde hep Osman Fahri vardı...

Köşklerden huzurevine uzanan bir hayat hikáyesi

1896’da İstanbul Yeniköy’de bir köşkte doğdu.

Dedesi, Sultan V. Murad’ın doktoru Emin Paşa’ydı. Babası Miralay Ahmet Abdullah Bey eczacıydı. Baba tarafından soyu Kastamonulu Katipzadelere uzanıyordu. Annesi Nazire Hanım asker kökenli bir ailenin kızıydı.

Şükûfe Nihal’ın çocukluğu ve dolayısıyla öğrenimi, babasının görevleri gereği gittikleri Manastır, Şam, Beyrut ve Selanik’te geçti. Arapça, Farsça, Fransızca öğrendi.

Babası entelektüel biriydi. Onun sayesinde küçük yaşlarında edebiyatla tanıştı. İlk şiiri "Hazan" Resimli Kitap’ta yayımlandı.

18 yaşında üniversiteye gitti. Ancak babasının tayini Şam’a çıkınca İstanbul’da tek başına kalmaması için zorla evlendirildi.

O dönemin yasalarına-kurallarına göre evlilik, üniversiteye gitmeye engeldi. Bu hakkı boşandığında elde edebildi. 1919’da üniversitenin coğrafya bölümünden mezun olan ilk kadın oldu. Ve ilk kadın lise öğretmeni. Emekli olduğu 1953 yılına kadar İstanbul’un çeşitli okullarında öğretmenlik yaptı.

Siyasal, toplumsal meselelerle hep ilgiliydi. Kadınların eğitim hakkı konusunda dönemin dergi ve gazetelerinde makaleler yazdı. Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti ve Asri Kadınlar Cemiyeti’ne üye oldu.

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalini protesto eden Sultanahmet Meydanı’ndaki mitingde konuşma yapanlardan biriydi: "Ey aziz vatan beşiğimiz sendin, mezarımız yine sen olacaksın."

Anadolu’daki ulusal savaşa katkı için İstanbul’da gizlice görev yapan kadınlardan biri de yine Şükûfe Nihal idi.

O hep öncüydü. 1923’te kurulan Kadınlar Halk Fırkası’nın kurucusu oldu; partinin genel sekreterliğini yaptı.

1920’li yıllar şiirin yanında romanın başladığı dönem oldu. İlk romanı "Renksiz Istırap" 1926’da yayımlandı.

1935’ten itibaren Cumhuriyet, Tan, Yeni İstanbul gibi gazetelerde yazmaya başladı.

"Domaniç Dağlarının Yolcuları" adlı eseri "Unutulan Sır" adıyla beyazperdeye aktarıldı.

Sosyal sorumluluk içeren çalışmalar içinde de yer aldı. İstanbul Hayırseverler Derneği, Çocuk Dostları Cemiyeti ve Türk Kadınlar Birliği’nde görev yaptı.

1962 yılında başına talihsiz bir olay geldi; caddeyi karşıdan karşıya geçerken araba çarptı. Kaza sonucu birçok ameliyatlar geçirdi. Sol bacağı kısa kaldı.

Hayatın zorlaşması sonucu yakın arkadaşları Hasene Ilgaz ve İffet Halim Oruz’un açtıkları Bakırköy’deki huzurevine yerleşti.

Kızı Günay’ın bebeğini doğururken hayata gözlerini yumması, yaşamla ilişkisinin kopmasına neden oldu.

Yurtdışında felsefe öğrenimi gördükten sonra Türkiye’ye gelip Taksim ve Osmanbey’de İstanbul’un en tanınmış iki kitabevini açan oğlu Necati Sander, annesinin bu durumuna çok üzülüyor ve onu böyle görmemek için yanına pek uğrayamıyordu.

Kız kardeşleri Bedai Taş ve Muhsine Akkaş da artık yaşlanmışlardı; sık gelemiyorlardı huzurevine.

Şükûfe Nihal zamanla konuşmayı tamamen kesti.

Ve 24 Eylül 1973’te hayata gözlerini kapadı.

Rumelihisarı Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.

Adı okullara verilen Şükûfe Nihal’in mezarı bugün iç acıtacak kadar bakımsızdır...

Şükûfe Nihal’in eserleri

Yıldızlar ve Gölgeler (1919-Şiir)

Renksiz Istırap (1926-Roman)

Hazan Rüzgárları (1927-Şiir)

Tevekkülün Cezası (1928-Hikáye)

Gayya (1930-Şiir)

Yakut Kayalar (1931-Roman)

Çöl Güneşi (1933-Roman)

Su (1935-Şiir)

Şile Yolları (1935-Şiir)

Finlandiya (1935-Gezi kitabı)

Yalnız Dönüyorum (1938-Roman)

Sabah Kuşları (1943-Şiir)

Domaniç Dağlarının Yolcusu (1946-Gezi kitabı)

Çölde Sabah Oluyor (1951-Roman)

Yerden Göğe (1960-Şiir)

Oğlu Necati Sander tarafından derlenen "Toplu Şiirler" (1975)

1955 yılında Yeni İstanbul Gazetesi’nde tefrika edilen "Vatanım İçin" adlı romanı kitap olarak basılmamıştır.
Osman Yalçın

İpek Kamuran, Bakele'yi inceledi.
 25 May 09:51 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 6/10 puan

Bu incelemeyi kitap okuyan kadınlara ve onlara bu konuda destek olan hayat arkadaşlarına (eşleri, eşitleri, sevgilileri, sadece arkadaşları :) hepsine) ithaf ediyorum.

Kitabı okuyalı epey oldu. İnceleme, yorum yazmasam da olurdu aslında. Ama yine de bir şeyler yazmak istedim. Kitapta önem verdiğim bir nokta var çünkü.Kitap kısa kısa hikayelerden oluşuyor. İlk hikaye kitaba adını da veren Bakele. En çarpıcı olanı da bu hikaye. Bakele nedense yaşanmış olabilir geldi bana ve beni çok etkiledi. Kitaptan önce Bakele’yi internet ortamında bir sayfada okumuştum ve çok etkilendim. Etrafımdaki insanlara da okuyordum ya da okutuyordum. Dediğim gibi sanki yaşanmış bir aşk hikayesi gibi. Ya da ben öyle olmasını umduğum için öyle düşünüyorum. Genel olarak hikayeyi genç insanlara okudum. Neden mi ? Sevdiklerine hikayedeki İbrahim amca gibi davransınlar diye. Çünkü Bakele’yi Bakele yapan İbrahim amca. Bir de orada kitap okuyan kadın figürünün ortaya çıkması beni çok mutlu etti. Bununla birlikte eşinin ona anlayış gösterip destek olması. Bu yüzden hikayeyi gençlere okudum. Okuyamadıklarıma yolladım. Onlarca yüzlerce Bakele olmasına zemin hazırlasınlar diye.

İşte kitapta benim için en çarpıcı nokta bu oldu. Kitap okuyan ve kendisine bu konuda her zaman destek olan bir eş. Herkesin böyle yaptığını düşünürsek insanlık için ve bu ülkenin geleceği için inanılmaz güzellikte yarınlar bizi bekliyor demektir. Yazarın hayat görüşünü bilmem. Bu hikayeyi bunu düşünerek mi yazdı onu da bilmem. Ama bir kitabın yazılıp basıldıktan sonra bittiğine inanmıyorum. Okuyucu bu kitabı başkalarına aktarırken bir şeyler ekler. Bende bu noktaya dikkat çekerek naçizane bir eklemede bulunmuş sayıyorum kendimi ️

Burda bir başka güzel şey. Kelimeler ve anlamlar konusu. Yani yazar eğer bu hikaye yaşanmamışsa bile, “bak hele” gibi basit görünen ve söyleyişe göre kaba sayılabilecek bir söz kalıbına deyim yerindeyse kutsal bir anlam yüklemiş. Bu kelimenin ardına gizlediği anlamlar o kadar derin ve etkileyici ki 2 sayfadan oluşan bir kitap olsa bu hikaye, diğer hikayeler olmasa yine o kitabı bulur alırdım.

Diğer hikayeler ise Bakele kadar doğal ve samimi gelmedi bana. Bir çoğu çok zorlanmış hikayelerdi. Ya da Bakele çok etkileyici olduğu ve kitabın başında yer aldığı için böyle düşündürdü. Yine de dediğim gibi diğer hikayeler olmasa da sadece Bakele yeter. Bana yetti en azından.

Öyle ki kitabı bulmak için bir çok yere baktım. Bulamadıkça sinirlenip üzüldüm. Sonra hayatımda çok önemli yere sahip bir insan ve daha önce hikayeyi kendisine okuduğum bir insan kitabı bir şekilde buldu ve bana hediye etti. İçinde “sende benim Bakelem olur musun?” notuyla. Bu yüzden diğer hikayelerden beklediğim tadı alamamış olsamda kitap bu benim için manevi anlamda çok değerli. ️

https://youtu.be/7ylTzg7P9BA

Yusuf Çorakcı, Ruh Adam'ı inceledi.
24 May 21:06 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Genelde kendine has Türkçülük üzerine olan siyasi düşünceleriyle tanıdığımız Hüseyin Nihal Atsız'dan okuduğum ilk kitap Ruh Adam isminin hakkını fazlasıyla veriyor. Okurken ve incelemeyi yazarken yazarın politik fikirlerini tamamen unutup edebi kimliği üzerinden değerlendirme yaptım. Sevdiğim bir arkadaşımın şiddetli tavsiyesi üzerine onu kırmak istemedim ve okumaya karar verdim. Kısaca Atsız olarak adı geçen yazar oldukça başarılı bir dil ve anlatım tarzına sahip. Cümlelerin uzunluğunu iyi ayarlayan ve coşkulu bir betimleme tipi kullanan yazarın yazdığı döneme ait eski kelimeler biraz fazla olsa da, yayınevi arka sayfaya sözlük koymayı ihmal etmemiş. Sürükleyen ve merak uyandıran bir anlatım mevcut olmakla birlikte yer yer fantastiğe kaçan ve Alfred Hitchcock filmlerini anımsatan olaylar mevcut. Sonu ve kapak dışında beni oldukça tatmin ettiğini söyleyebilirim. Onlar hakkında detay vermeden önce hikaye geçelim. Selim Pusat adında kralcı olduğu için ordudan atılan eski bir yüzbaşının karmaşık yaşamıni işliyor eser. Selim aşırı tutucu ve sabit fikirli bir şahıstır ve bu mesleğini kaybetmesine yol açmıştır ancak kendisi bu inatçı tavrından vazgeçmez. Edebiyat öğretmeni olan Ayşe ona yardımcı olmaya çalışsa da pek işe yaramaz. Arada mezarlıkta gezen Selim orada ilginç kişilerle tanışır. Sonra eşinin bir öğrencisi olan Güntülü adındaki kız fazlasıyla ilgisini çeker ve gıcık tavırlarını tolere edebilmektedir. Fakat ilginç kendisinin onu binlerce yıldır tanıdığı iddiası vardır ve bu esrarı çözmek ruh halini mahveder. Selim akıl sağlığı yerinde olan biri değil aslında ve çevresine göstermesine rağmen sert tepkiler almaz. Evlat olsa sevilmez diyeceğimiz bu arkadaş tüm gününü kitap okuyup içki içmekle geçiriyor. Adından anlaşılacağı üzere ruh gibi yaşayan bir adam ve yaşadıklarına akıl sır ermeyecek durumda. Kitapta Türk tarihinden pek çok ismi görmek mümkün ve olaylar aslında bir Uygur masalı üzerinden gelişiyor. Yazarın edebiyat bilgisi oldukça yüksek ve bunu kalemine yansıtmış. Sonunu beğenmedim çünkü en başa bağlayayım derken alakasız tipler sokup mahvetmiş. Son bölüme gerek yoktu bence, ondan önceki bölümle bilebilirdi kitap. Kapaktan gerçekten tiksindim, tasarımı kim yaptıysa elleri kırılsın bu ne böyle yahu porno dergi kapağı gibi. Yazarın adını öküz gibi yazıp kitap adını karınca misali yazmak nedir sen tasarım falan yapma. Bir de iki kere üst üste yazmış kocamanca sanki biz aptalız, biz geri zekalıyız, biz beyin özürlüyüz, biz embesiliz ya yazarın Atsız olduğunu anlamayacağız öyle koymasalar. Bu rezil kapak okuyucuyu zihinsel engelli yerine koymaktır, yayınevi kontrol etmiyor mu hiç bunları. Hüseyin Nihal Atsız hakkında tek kelime bilgi yok, adam yüz kızartıcı suç mu işledi neden yani ismi tam olarak da yazmıyor hiçbir yerinde. Kapak ve yayınevi hakkındaki fikirlerim tamamen bana ait olmakla birlikte, onlardan etkilenmediyseniz güzel bir kitap sizi bekliyor. Atsız'ın fikirleri doğru veya yanlıştır ama edebiyatçılığı başarılı diyebilirim. Güntülü diye isim mi olur ayrıca sanki gürültülü gibi çıkıyor.

Nephren Ka, Cemile'yi inceledi.
 24 May 10:51 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

AŞKIN NAMUSUNU KURTARALIM MI?

yeter yeter söyleme
söyleme artık
kelimeler kanatır yarayı
gözlerin anlatıyor
mutlu aşk yoktur

sus söyleme
her şey ortada artık

“ Mutlu aşk yoktur.” diyen Louis Aragon bu eser için “Dünyanın en güzel aşk hikâyesi” demiştir.
Aragon Selvi Boylum Al Yazmalım’ı da okumalıydı.
Sahi neydi sevgi?
Sevgi emekti...
Böyle diyerek kalbini dinlemeyen ve kendisi için pek çok fedakârlığı göze alan adamı seçen Aysel, aşkına sırtını istemeye istemeye döner.
Oysa CEMİLE aşkına kavuşmak için ne gerekiyorsa yapar. Kim ne der köy yerinde diye düşünmez, yakalanırsa öldürüleceğini bile bile aşkına sahip çıkar.
Nedir ki aşk? Kimsenin tanımlayamadığı, kelimelerin kifayetsiz kaldığı ama acıtan, inciten, ağlatan, kanatan bir şey. “Şey” işte...

Aşık Veysel “Seversin alırsın karın olur, seversin alamazsın karasevdan olur.” derken aşkın formülünü de vermiş bir bakıma.

Günümüzün klavye başında, sanal ortamlarda aniden başlayan ve aniden soluveren aşklarına inat Tahir ile Zühre, Leyla ile Mecnun, Cemile ile Daniyar gibi cesur aşklar “aşka umut veriyor” iyi ki de , aşkın namusunu kurtarıyorlar.

Herkes bir şey diyor “aşk” için zaten:

Aşk tek kişiliktir;ikinci kişiye bilet yoktur.” Yılmaz Odabaşı

“Aşk üç kişiliktir baba,
cinayet içinse yüzlerce kişi gerekir.”
Altay Öktem

“Aşk kişiliksizliktir sevgili 
Tek kişilik aşk zaten bir başına yaşanır...
İki kişi âşık olunca bir sayılır...
Üç kişilik aşklarda 
Biri vardır biri yoktur ...
Aşkta zaten hep bir kişi eksik sayılır .”
Turgay Çokeren

“Aşk dört kişiliktir; bendeki ben, sendeki sen, bendeki sen, sendeki ben.”
Nev
( Sizin tanımlarınızı yorumlarda görmek isterim.)

Bir aşkın nesnesi değil öznesi olmak isterim...
İçinde umudu, hayalleri olan...
Umut yoksa baştan yeniksin kalbine o tek kurşun isabet etmiş çoktan..

Ah Cemile!
Konuyu nerelere getirdin!

Son Söz: Bu şarkı aşkı hatırlattı bana...

https://youtu.be/en8C3MJaRXI