• Bir otobüs yolculuğunda bir solukta okunabilecek bir kitap olduğunu bizzat tecrübe ettim.

    Hikayenin ana konusu; satrançta Allah vergisi bir yeteneğe sahip olan taşralı bir genç Mirko Tzentovic ve Hitler'in Avusturya'yı işgali sırasında esir tutulan Dr.B. arasındaki satranç maçı.

    Satranç Mirko'nun belki de tek becerikli olduğu konu olduğundan, Mirko sosyal iletişimi zayıf bir genç. Erken yaşta satranç şampiyonu olması ise egosunu fazlasıyla okşamıştır.

    Dr.B. ise Gestapo tarafından psikolojik baskı dolu bir esaret sürecine maruz bırakılmıştır. Esareti süresince okuyabildiği tek kitap, bir satranç kitabıdır. Satranç, Dr. B. için ilk başlarda çok etkili bir zaman geçirme enstrümanı olsa da; bir süre sonra saplantı haline gelmiştir.

    Bir gemi yolculuğunda karşılaşan bu iki karakter, iki ayrı satranç dehasıdır. Karakteristik farklılıkları, satranç konusunda sahip oldukları yetenekleri ve oyun tarzlarını da farklı kılar.

    Eser çok berrak ve akıcı bir üslupla yazılmış. Karakterler ise oldukça özgün ve çok iyi biçimde tasvir edilmiş.

    Stefan Zweig bu kitabı yazdıktan sonra intihar ederek hayatına son vermiş. Belki de hikayenin yarım kalmış bir görüntü içinde sona ermesi, yazarın çalkantılı ve buhranlı bir dönem yaşadığının göstergesi. Hikaye gibi, yazarının hayatı da yarım kalmış... Bu bağlamda yazarın kendi bunalımlarımı, kırgınlıklarını Dr. B. karakteri ile ifade ettiği söylenebilir.

    Keyifli ve güzel okumalar dilerim...
  • ......
    Köklerine sahip çıkmanın önemini ve değerini ifade sadedinde şu satırlara da yer veriyor yazar kitabında. Tolstoy, 19. yüzyılın ikinci yarısında Çeçenlerin efsanevi kahramanı Şeyh Şamil ve Hacı Murat’ın Rus işgaline karşı mücadelesini anlattığı romanı Hacı Murat’a, Rusların “tatar” adını verdiği devedikeni çiçeğinin yaşama arzusunu ve direnme gücünü tasvir ederek başlar. Elindeki çiçek demetine eklemek için yol kenarında gördüğü kan kırmızısı renkte iyice açmış devedikenini kopartmak isteyen Tolstoy, çiçeğin gücü karşısında hayrete düşer. Ellerini kanatma pahasına çiçeği kopartır ama bunun için çiçeği lif lif ayırmak zorunda kalır. İşi bittiğinde elinde demim imrenerek seyrettiği güzel bir çiçek değil, parça parça olmuş ve biraz önceki güzelliğini ve letafetini yitirmiş bir ot parçası kalmıştır. “Ne güçlü bir yaşam arzusu bu!” diye düşünür Tolstoy. “Direnmek için büyük çaba gösterip kolay lokma olmadığını nasıl da ispat etti.” Der. Yoluna devam eden yazarımız birkaç adım sonra bir başka “tatar” yani devedikeni görür. Bu sefer onu olduğu gibi seyreder ve dokunmaz. Bu hadise Tolstoy’un Çeçenlerin köklerine bağlı kalma mücadelesini anlattığı hikâyesinin de ilham kaynağıdır.

    Yazının tamamını okumak için:

    http://elestirihaber.com/...vurmacioglu-dusunce/
  • Sizlere Dante’yi Dante tarzında anlatayım: .
    .
    .
    1. Kanto
    Üç cildi yazdığında ve sıraladığında yüce ışığın yardımıyla
    Anlattıklarım,dedi ne kadar az gördüğümün yanında
    2.Kanto
    Bu Dante’nin yolculuğuydu belki gerçek belki düşünde
    Yanında rehberi bazen Aristo bazen Vergilius bazen Beatrice ile
    3. Kanto
    Böldü öbür tarafı Cehennem,Araf ve Cennet diye
    Anlattı bir bir ölülerden yaşayanlara ışık taşımak niyetiyle

    4. Kanto
    İlk okuduğum cehennem idi çok etkilendim
    Diğer ciltlerde aynı tasviri bekledim
    Ancak Dante boşa çıkardı bu umudumu
    Cehennem’deki güçlü tasvir cennette bulunmuyordu
    5.Kanto
    Fakat ey okur sanılmasın ki sıkıcı diğer ciltler
    Kişi hangisini okusa okurken “En güzel bu cilt.” der
    Hepsinde resimler ayrı ayrı
    Tek tek incelemek lazım bir ara gizli saklı ne anlattı?
    6. Kanto

    Ben okurken benzettim tasavvuf yoluna
    Cehennemden çıkıp arafa oradan cennete yolculuğunda
    Arınarak gidiyordu ve teslim oluyordu
    Sanki Dante tekkede çilesini dolduruyordu
    7.Kanto
    Çeviren Rekin Teksoy bir çift sözüm olacak
    Güzel çevirmişsin eline sağlık bu tartışılmayacak
    Ancak dipnotlar fazla gereksiz
    Her sayfada “Rehber:Vergilius” yazmasan da anlarız biz.
    Bu güzel eser için #oğlakyayınları Teşekkür ederiz. Dante’yi de görmeden öldük demeyiz.
    Siz şimdi merak edin nasılmış bu kitap?
    Ben içindeki resimleri araştıracağım hadi kapat.
  • İnceleme öncesinde bu kitabı bana hediye ettiğin için sana sonsuz teşekkürler https://1000kitap.com/semptomania
    Hediye ettiğin kitaplar içinde en güzelini sona saklamışım farkında olmadan meğer. İyi ki okudum, iyi ki vesile oldun...

    Kitabın konusuna geçmeden önce Leonardo ve eseri "Son Akşam Yemeği" ile ilgili biraz bilgi vermek istiyorum. Birçoğumuz Mona Lisa eserinden biliriz Leonardo da Vinci'yi. Kimdir bu Leonardo? 15 Nisan 1452 yılında evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelmiştir. O dönemde çok hoş karşılanmamaktadır evlilik dışı çocuklar, bu sebeple annesinden ayrı kalmış ve ilk yıllardan itibaren babası eğitimini üstlenmiştir. Çocukluk döneminde de birçok alanda yetenekli olduğunu göstermiştir. Filozof, astronom, mimar, mühendis, heykeltıraş, yazar, ressam öne çıkan mesleklerindendir. On parmağında on marifet yani! Kitapta ön planda olan ressamlığı ve en bilinen eserlerinden biri olan Son Akşam Yemeği'dir. Bu bilgiler kitapta yok ve kitabı okumadan önce en azından Son Akşam Yemeği hakkında biraz araştırma yapabilirsiniz. Ben kısaca yine bahsedeceğim tabii.

    İlk sayfalarda 15. yüzyılda Milano Dükü Leonardo'dan Son Akşam Yemeği tablosunu yapmasını ister. Peki "Son Akşam Yemeği" nedir?
    Hıristiyan inanışına göre Hz. İsa'nın Romalı askerler tarafından yakalanmadan önce havarileri ile yediği son yemektir.

    Leonardo aşığın sevgilisine duyduğu aşkla bağlıdır esere fakat bir türlü tamamlayamaz. Çünkü bir şey eksik! Hz. İsa'yı ele vermiş olan havarilerinden Yahuda'yı bir türlü tasvir edememiştir. Leonardo, Yahuda'ya uyacak kötü bir yüz, zalim bir yürek aramaktadır. Yıllarca hapishanelere gider, suçlularla görüşür fakat hedefine ulaşamaz. Üstat Leonardo Yahuda'sını arayadursun, biz bir de kitabımızın önemli karakterlerinden Joachim Bechaim'e bakalım...


    Joachim Behaim, Milano'ya Türklerin diyarından gelmiş bir ticaret adamıdır. Hem ticaret için hem de uzun zamandır borcu bulunan Boccetta'dan borcunu almak için Milano'da bulunmaktadır. Haa bir de erkeklik gururundan kendine itiraf edemese de pazarda gördüğü güzel bir kadına aşık olduğu için şehirde kalma süresini uzatmıştır. Yana yakıla gizemli güzeli arar. Aslında bütün kadınlara Anna'cık diyen bir adam bu Behaim, gerçek aşk değiştirir mi acaba bu zihniyeti? Ya da her kadının Anna'cık olmadığını düşündürebilecek gerçek aşk sahiden var mıdır?
    Aşık olduğu kadını ararken bir taraftan da borcunun peşine düşer. İşte burada kitabın can alıcı hikayesi! Hayat ona büyük bir sürpriz yapacaktır. Behaim aşkı mı seçecek yoksa zalim olmayı mı? Bu kadının, diğer "Anna'cık" dediği kadınlardan farklı olduğunu düşünmesi okurken ümit veriyor doğrusu. Dikkat! Bu adamın yapacağı seçim çok önemli. Ya erkeklik gururu denen saçmalıktan vazgeçecek ya da Yahuda olacak! Ne dersiniz Leonardo artık Yahuda'sını bulur mu? Behaim'den Yahuda olur mu?
    Gönül ister ki herkes iyi insan olabilsin fakat Leonardo'ya da Yahuda lazım...

    Yazarın kitaptaki kurgusu şahaneydi, kitapta hiç sıkıcı gelen bir satır bile olmaz mı? Kesinlikle yoktu. Ziyadesiyle akıcı ve akıllıca bir kurguydu. Yazarın hakettiği değeri görmediği kanısındayım. Şiddetle tavsiye edebileceğim bir eser. Okumayan çok şey kaybeder, benden söylemesi!
    İyi ki okudum dediğiniz kitaplardan olması dileğiyle, keyifli okumalar...
  • Umursamaz bir adamı, her ne pahasına olursa olsun sevmiş bir kadını tasvir etmektedir. Tenleri defalarca buluşmuştu gözleri defalarca kesişmişti fakat hiç bir zaman kadının yüreği gibi çarpmamıştı adamın yüreği ve buna rağmen onu her defasında tanımayan çocukluğundan bu yana onun için eriyen bir kadini tanıyamıyordu belki de baktığı yerde bile görmüyordu kadını ve bir gün ansızın onu iliklerine kadar seven bir kadın oldugunu öğrenir bir cocugu oldugunu öğrenir. Kitapa konu olan mektup adama ulaşır malesef ki gelen bu mektup artik herseyin cok gec kalındığını anlatmaktadır... Guzel bir kitap sizi hafif dusundurucek ve hafızanızda kayıp biri var mi aratacak bir kitap :)
  • Çok fazla şair bilmiyorum ama Zarifoğlu’nun şiir kitabını okuyunca şöyle düşündüm; gizemli, kapalı anlatımda kendisinin üstünde bir şair yoktur herhalde.Şiir kitapları okuyunca, insan duygularını ifade etmenin zerafetine şairlerle birlikte ortak olmak istiyor. Şiir yazmanın altındaki motivasyon da anlaşılma duygusundan geliyor olsa gerek.Herkes tarafından değil de entellektüel zekası yüksek okurlar tarafından anlaşılıyor olmak bir şair için olmazsa olmazlardandır herhalde. Ancak
    Zarifoğlu’nun kapalı anlatımı öyle böyle değil. Tabi ki anlayabildiğim ve anlamlandırabildiğim dizeleri oldu bu eserinde ama bir çok yerini anlayamadım. Bir ara düşündüm, okuyucuya karşı haksızlık değil mi biraz egoistçe bir tutum değil mi bu kadarda kapalı anlatmak. Değil tabi. Yazar da, okur da dilediği gibi ifade etme ve anlama özgürlüğüne sahip olmalı.(Bâtıl’ı tasvir etmedikçe)Demek Zarifoğlu’ nun şiirleriyle verdiği bir mesaj da şöyle oluyor. Bir şairi okumak ve anlamak için, o şairin kimliğini ve hayatını okuyup anlamlandırmanız kaçınılmazdır, ki bu şair Zarifoğlu’ysa hiç mi hiç kaçınılmazdır. Dolayısıyla her ne kadar bir çok yerini anlayamadığım bir eser olsada, anladığım kısımlarını okumaktan, anlamadıklarımın hala bir hazine olmasından keyif duyduğum bir eserdi benim için.
    Son olarak, benim için kitaptaki en çok anlam ifade eden dizelerden biri.

    “Ayrılık vardı hep

    Ay gece olunca pay eder ayrılığı
    Ey güzelce yakalandığım
    Mutlulukla sunulan
    Bize bahşedilen armağan kılınan
    Ayrılık sen ki
    Aşkın ve sanatın
    Durmadan doğumlar getiren anası
    Hep orda gebe karınların dibinde içinde
    Doğuma en yakın
    Doğmadan gibi ve aralıksız doğarak”
  • Savaş karşıtı görüşüyle tanınan Zweig bu kitabında savaşa katılmamak için İsviçre’ye kaçan ressam Ferdinand’ın tekrar askere çağırılmasıyla birlikte içine düştüğü vatanı uğruna savaşmak ve karısına duyduğu sevgi uğruna bu işten vazgeçmek ikilemindeki gelgitlerini, hezeyanlarını anlatıp, bu dilemma neticesinde kitabın kahramanının içinde bulunduğu duygudurumunun psikolojik analizini çok çok iyi tasvir etmiştir..
    Bence gerçekten okunmaya değer oldukça güzel bir kitap..
    Okuyunuz efendim..