En çetin fıkıh meselesini, hazırladığım bir fetva ile hâlletttiğim bir günün sonunda, evimin kapısında yanlış yunluş bir Arapça ile dua eden, abanî sarıklı kör dilenciye gıpta ettim. Onu Allah’a daha yakın buldum; medresede öğrendiğim, tekkede dinlediğim Allah’a değil, fakat içinde yaşadığım bu hayatın bütün yüksek taraflarını, insanlığını, cevherini kendinde toplayan Allah’a. Anladım ki ikisi ayrı ayrı şeylerdir.
Bir adım atar atmaz kendisini yutacağını bildiği bir karanlığın eşiğinde, duvarları dış dünyaya kapalı bir bahçede bir akşam gülünü koklar gibi yaşıyordu.
Kocasının çocuğa benzeyen tarafları o kadar çoktu ki... Bir çocuk gibi bakılmağa muhtaçtı. Atiye ise kendisinden zayıfları sevebilecek yaradılışta olanlardandı.