yalnızlık boyutlarındaki bir odada
tek aşklık kalbim,
kendi mutluluğunun yalın bahanelerine
saksıdaki çiçeklerin güzelce soluşuna
evimizin bahçesine senin diktiğin fidana
ve bir tek pencere için öten kanaryaların şarkısına
bakıyor.
ah!
bana düşen budur
bana düşen budur
bana düşen
bir perdenin asılışının benden aldığı gökyüzüdür
bana düşen terk edilmiş bir merdivenden inmek
ve yalnızlık içinde çürümekte olan bir şeye ulaşmaktır
bana düşen hatıralar bahçesinde hüzünle dolaşmaktır
ve "ellerini seviyorum"
diyen sesin kederinde ölmektir
orada, gece boyunca
göğsümde umutsuzca, nefes nefese soluyan biri
ayağa kalkıp
seni isteyen birinin
soğuk ellerini
durmaksızın itiyordu
orada, gece boyunca
kara dallardan aşağıya
keder dökülüyordu kendinden kopup
seni çağıran birinin üzerine
hava, enkaz gibi çöküyordu
küçük ağacım
rüzgara âşıktı
yersiz yurtsuz rüzgâra
hani rüzgârın evi?
hani rüzgârın evi?
Tanrı şahit ki mutluluk goncasıydım ben
aşkın eli geldi ve dalımdan kopardı beni
ah'ın alevi oldum, yazık ki
dudağım bir daha o dudağa kavuşmadı
sonunda yolculuk bağı bağladı ayağımı
gidiyorum, dudaklarımda gülümseme, bağrımda kan
gidiyorum, gönlümden çek elini
ey, hiçbir şey vermeyen, boş umut