"Hayatımızın kökü mazidedir. Mazi olmasa hatıra olmaz. Hatıra olmayınca hayat, şimdi yaşadığımız nefes alma saniyesinden ibaret kalır. İnsan, yalnız maddeten değil manen, fikren de ruhunu mazi ile istikbal arasında çırpındırarak gezintiler yapmak için geniş sahalar ister.. Fikren kah geriye döner, kâh ileriye uçar. Halin nefes alıp verme saniyesi içine hapsolmak hayat değil ölümdür. Bu mahpusluğu düşününce boğuluyorum."
-"Efendim değişen sizsiniz. Zaman değil..."
-"Nasıl değil? Zamanın kendi değişerek beni de değiştirmiyor mu?"
-"Hayır. Bu değişmeyi zamana atfetmek bir vehimdir. Demin söylediğim gibi birçok kelimeyi bizim zavallı dimağımız kendi ihtiyacına göre uydurmuştur. Hakikat sandığımız şeylerin hakikatliği bizim fakir kafalarımıza göredir. Bizim beynimizin dışında onların hiçbir manaları yoktur. Bundan dolayı bizim görüş ve düşünüş tarzımızın, yani insani düşünüşümüzün ötesine çıkınca ne mazi vardır, ne istikbal. Yalnız sonsuz bir "hal" vardır. Zamanı zaman yapan bizim ona izafe ettiğimiz mazi, istikbal vasıflarıdır. Bunlar yok olunca zaman nasıl var olabilir? Sonsuzluk, halin ince makasıyla ikiye bölünemez. Mazi mevcut değildir. İstikbal ise henüz gelmemiştir ve bu yüzden de o bir "yok"tur. Yalnız içinde bulunduğumuz şimdiki halden bu iki vehmedilen şeyi nasıl yakalayabiliriz? Ebediyet, bütünlüğü itibariyle "başlangıcı ve sonu olmayan" bir varlıktır. Biz hadiselere karşı hareketsiz bir seyirci konumunda bulunmuyoruz. O hadiselerin içinde yürüyoruz."