Beklemek, özlemek, beklemek, özlemek... Hayat bu iki kelimenin arasında sıkışıp kalmıştı. Çıkar yolu yoktu en acısı da buydu. Kafka'nın davası gibi bir sabah uyandık suçluyduk neden nasıl bilmeden...
Tek suçumuz okumaktı. Kendimizi geliştirme isteğimizdi. Okumanın suç olduğu, aydınların eğitimlilerin yaşamalarının tehdit olarak algılandığı 1968 sonu 1970 yılları Türkiyesinden sesleniyorum size kulak verir misiniz?
Uzun zaman sonra okuduğum en etkileyici kitaplardan biriydi. Satırlarda ki yolculuğum sırasında düşündüğüm tek şey vardı. Sanat özgürlük demekti. Topluma ayna tutmak ve onu halka farklı bir çerçeveden yansıtmaktı. Bunu başaran ressamlara, edebiyatçılara, müzisyenlere ve oyunculara selam olsun. İyi ki varlar. Onlar olmasalar biz eksik kalırmışız.
Geçmişe, babalarımızın gençliğine 68 yıllarına gittiğim, o yıllarda yaşadığımı hissederken çoğu zaman nefessiz kaldığımı hissettim. O acı ve çaresiz dolu yılları satırlarda hissetmemek imkansızdı çünkü...
Okuduğum eserin anlatım gücüne, betimlemelerine ve duygu yoğunluğuna, kelimelerin derinliğine hayran kaldım. Durup durup düşündüren, okuduğum eserde farklı yazar adı kitap ismi gördüğümde araştırmama vesile olan kitaplar başımın tacıdır. Okurun edebi haz almasında bunun etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum.
Ülkemizde ve dünyada fikirleri ve düşüncelerinden ödün vermeden doğruları için yaşayan, çizgisini bozmayan tüm canım insanlara selam olsun.
Bu yolda bir hiç uğruna diktatörlerin hırsı ve çıkarları yüzünden yaşamına son verilen tüm güzel insanların ruhu şad olsun.
Kalemini özgürce bizimle buluşturan canım yazar başımın tacısın.
Tavsiyemdir okunmalı mutlaka.
Sevgiler.
Fikir suçu diye bir şey varsa, ki bence olmamalı, seni ondan aldılar. Maalesef bizim memleketimiz böyledir. Kaç nesildir bu topraklarda düşünen, yazan, çizen insanlar hapishanelerde çürür. Çok üzgünüm ama bunu da söylemek istedim. Üzülme. Bu karanlık günler geçer.
Sen kendini güçlü tut."