Bilge

Ben ki acılardan gelip neşelerden geçen bir kalp sahibi idim; şimdi ruhumun ufkunda sönen akşamların mâtemli akislerini seyretmekten başka bir teselli bulamıyorum. Hayat, nazarımda daima menekşe renkli bir gurubun altında uzanan uzun ve kederli bir yol gibi görünmüştür. Bu yolun kenarlarında bazen baharın mahmur tebessümleri açmış, bazen de hazânın sararmış yaprakları sessizce dökülmüştür. Kalbim, senelerce bu iki zıt âlemin arasında bîçare bir seyyah gibi dolaşır. Bir tarafta saadetin billurdan hayalleri yükselirken diğer tarafta hüznün koyu gölgeleri uzanır. Ben ise her ikisinin de faniliğini hisseden bir ruhun yorgunluğu içinde yaşamaktayımdır. Bazı geceler vardı ki semanın lacivert sessizliği altında yıldızlar bile sanki mâtem tutar gibi soluk görünürdü. O zamanlar ruhumun en derin köşelerinde ismini dahi bilmediğim bir hasret büyürdü. Ne olduğunu anlayamazdım; yalnızca eksik olduğumu hissederdim. Sonra bir gün hayatın neşeli çehresi görünürdü. Bir tebessüm, bir bakış yahut bahar rüzgârının getirdiği taze bir koku bütün karanlığı dağıtırdı. Fakat bu sürur da tıpkı sabah çiyi gibi kısa ömürlü olurdu. Güneş yükselince kaybolur giderdi. İşte bu yüzden artık anlıyorum ki insanın ruhu ne yalnızca saadet için yaratılmıştır ne de yalnızca elem için… Ruh, ikisinin arasında titreşen ince bir saz telidir. En güzel nağmelerini de bu titreyişlerden doğurur. Şimdi geriye dönüp baktığımda, ömrümün en parlak günlerinden ziyade en kederli gecelerini hatırlıyorum. Çünkü ruhuma derinliği veren onlar olmuştur. Çünkü insanın iç dünyasında açılan en güzel pencereler, çoğu zaman gözyaşlarının buğusuyla görünür hâle gelir. Ve ben hâlâ o eski yolun yolcusuyum. Hazânlarla baharlar arasında… Acılarla neşeler arasında… Fakat artık biliyorum ki insanın gerçek vatanı, ne ulaştığı sevinçler ne
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ey ahali! Nezaket, hakikatin korkaklığı değil; bazen onun terbiyesidir.
Kalbimdeki yerin eksilmedi fakat ruhlarımız artık aynı mevsimde değil.
İnsan bazen bağırmadığı için değil sevgisinin ağırlığını karşısındakine yüklemek istemediği için kısık konuşur.
İnsanlar şimdilerde birbirini kırmamak için değil maskelerini düşürmemek için naziktir. Sığ nezaket, modern yalnızlığın estetikleştirilmiş hâlidir. Ben kimin nezaketine inanıp gülümseyeceğim? Peki kendi nezaketim ne âlemde?