Neyi yazacaktım ben?
Ah evet avare zihin..
Sanırım hepimiz içinde bulunduğumuz dünyada; ilgimizi çekmeyen uyaranlardan kaçınmak için veya belki de organizmamız, zihnimizin kendi yarattığı imgelemleri daha çok sevdiğinden/ona sımsıkı sarıldığından -yahut farklı sebeplerden- zihnimizin avarelik ederek boş boş gezinmesine izin veririz.
“Bu arayışın bir buluşu
Bu kayboluşun bir çıkışı yok belki”
Bu durumu incelemek amacıyla yola çıkan yazar, kitabın ilk bölümüne avare zihnin tanımıyla başlayıp, zihnin avarelik ederken beynin ne yaptığını ve avare zihnin iyi veya kötü işlevleriyle devam eder.
“Yaşamak bir mesai gibi
Maaşı az patronu çok bir iş”
Yazar devam eden üç bölümde zihnin avarelik etmesi için gereken malzemeleri depolamaya yarayan bir yapı olan belleği inceler. Bu bağlamda geçmiş ve gelecek zamanın, zihnin avareliğiyle olan ilişkilerini irdelemeye çalışır.
“Oyunlarım, umutlarım, düşlerim vardı
Hepsi birden yarım kaldı”
Beşinci bölümde diğer insanların kimlik ve kişiliklerine bürünüp, insanların ne düşündüğüyle temas halinde olan avare zihin incelenir.
“Maviye boyadığım gökyüzüm vardı
Kuşlarımı kimler çaldı?”
Yazar altıncı bölümde insanı biricik kılan ve zihinsel avareliklerimizi paylaşmamızda en temel araç olan dil kullanımını, ilk insanlardan başlayarak farklı perspektiflerde okuyucuya sunar.
“Uyuduk, büyüdük ninni
Bir doğduk kaç kez öldük?”
Devam eden bölümde zihnin avareliğine benzeyen bir yapı olan rüyalardan bahsedilir. Yazar, rüyaları farklı teoriler kapsamında ele alarak zihnin avareliğiyle olan ilişkisindeki benzerlik ve farklılıkları ile rüyaların işlevi üzerinde durur.