Bu kitabın yazarının görüşüne bayılıyorum ve kesinlikle takdir ediyorum. Kadınların günlük hayatta yaşadıkları ve artık normalleştirilmekten dolayı görünmez olan nice olaylara değiniyor mesela, en çok da bu yüzden seviyorum.
Neye mi? Mesela kadın cinayetleri!
Nasıl oldu da bilmiyorum ama bizler, bu millet kadınların, küçük yaştaki kızların öldürülmesine göz yumacak, yapılan nice saygısızlığa, onur kırıcılığa, bedenlerinde hak sahipliği varmışcasına fütursuz eylemlerde bulunulmasına ve gözlerini kırpmadan canlarını alışlarına karşı hiçbir şey olmamışçasına, sanki birinin annesi, kardeşi, eşi, sevgilisi, kızı ölmemişçesine umursamaz bir tavır takınabilmeyi, can alınmasını normalleştirebilmeyi başardık. Sanırım başarı tabirindeki en rezil örnek…
Nüfus artışı için nice propagandalar ve evliliğe teşvikte bulunulurken bir yandan da geleceğin annelerinin canlarına kıyılması, hukukun ve adaletin yetişemeyeceği kadar çoğalması ve ismini duymadığımız daha onlarca belki yüzlercesinin, bir erkeğin düşünmeden canına kastetmesiyle artık var olamayışını, hayallerinin ve hayatının yok edilmesini izliyor, dinliyor ve vicdanımız susmadığından sesimizi çıkarmaya çalışıyoruz. Keşke bu geleceğe yönelik nüfus artışı teşviklerinden önce toplum bilinçlense ve caydırıcı yaptırımlar olsa da bizler de böyle satır başlarında hemcinslerimizin sesi olmaya çalışmasak.
Velhasıl, bu konuyu uzatsam daha anlatacak çok paragrafım olur ama bugün kitabımıza değiniyoruz. Gerçi kitabımız da bu konuya değiniyor ya… Anaerkil bir dünyayı okumuştuk önceki kitapta. Bu kitapta ise işler önceki kitaptaki gibi gitmiyor hâliyle, günümüz evrenine dönüyoruz. O anaerkil dünyayı okumak elbette çok güzeldi ancak ataerkil dünya sistemine dönünce okuduğumuz satırlar yüreğimizi titreder bir hâl aldı. Yine de XXXX