Cansu Aydın, Roma Hukuku Güncelliği'yi inceledi.
13 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

hukuk fakültesi ne demektir ne demek değildir roma hukuku başlığı altında açıklamak gereksizdir lakin, hukuk fakültelerinin müfredatından bu dersin kaldırılması arkasındaki amaç türk hukuk fakültelerinin birer meslek yüksek okuluna dönüştürülmesi çabası olarak görülmektedir. (en azından benim odanın camından öyle) roma hukuku bugünkü modern hukuk sistemlerinin çıkışıdır. bunu anlamadan, içine girdiği şeyin tarihsel köklerini bilmeden nasıl hukukçu olunur. hukukçu olmak ile sadece avukat veya yargıç olmak aynı şey midir? bir ara hukuk sosyolojisi bilim anabilim dalına takmışdı birileri.. bununla birleştirilirse amaç anlaşılır, bir hukuk fakültesi bunları öğretmeden nasıl kendisini devam ettirecek bilim adamlarını yetiştirir. veya bilim adamı yetiştirmek gibi bir amacımız var mı? hak hukuk gukuk

Batuhan Yakalı, Gezegenler Kılavuzu'yu inceledi.
36 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Okuduğum ilk astronomik bilgi içeren klavuz kitabıdır.
Bu kitabı bitirdiğimde bazı insanların yaşadığını tahmin ettiğim gibi bir daha bir bilimsel kitaba el sürmem demedim aksine bitirdikten sonra daha fazla astronomik bilgi içeren kitap okudum herneyse kitabı anlatmak gerekirse yeri geldiğinde sohbet havasında yeri geldiğinde ise talimat alır gibi anlatımından dolayı ve müthis güneş sistemi ve evren ile ilgili bilgi dolu cümleler için 10 yıldızı hak etmiş bir klavuz kitabıdır. Kitabı lütfen nişastanın yanında ki secret kitabını okur gibi okumayın veya bir aslında bir burc kitabı olan ama ismi astronomi olan kitabı okur gibi okumayın

Esra, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okudu

'Ey insan, eğer insan bedeninin yapısı ve işleyişi sana bir mucize gibi geliyorsa, o zaman unutma ki, beden bu yapıda barınan ruhun yanında bir hiçtir. Çünkü ruh, nasıl olursa olsun, Tanrı'nın eseridir. Bu nedenle, bırak onun yarattığı bedende dilediği gibi barınsın, senin öfkenin ve kötülüğünün bir hayatı yok etmesine izin verme. Çünkü hayatın değerini bilmeyen, ona sahip olmayı hak etmez.'

Leonardo'nun Yahuda’sı, Leo Perutz (Sayfa 42 - İş Bankası Kültür Yayınları, Nisan 2018, 2.basım, Çevirmen: Zehra Aksu Yılmazer)Leonardo'nun Yahuda’sı, Leo Perutz (Sayfa 42 - İş Bankası Kültür Yayınları, Nisan 2018, 2.basım, Çevirmen: Zehra Aksu Yılmazer)
Davut Sakallı, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

AĞLARIM*
Neden gülmesin gül gibi yüzler;
Niçin ağlasın o güzel gözler,
Niye sevgiye sevimsiz sözler,
Söylenir diye şaşar ağlarım.

Şu gördüğümüz rengarenk çiçek,
Sevdalı bülbül, arı, kelebek,
Yekdiğerin bırakıp gidecek;
Vefasızlığa bakar ağlarım.

Solmasın dersin sümbülüm, gülüm;
Yarin elinden alacak ölüm;
Bütün dünyayı inletse ünüm;
Çaresizlikten coşar ağlarım.

Neşe gizlenir çöker bir melâl;
Her vücut, her şey mahkûm-ı zevâl
Son nefese kadar tükenmez cidâl,
Tükenmez derdim sayar ağlarım.

Aklım ermiyor of, ne hâldir bu!
Yaşamak için dert, mihnet, kaygu;
Bir zevke bedel bin acı duygu!
Duygusuz felek sorar ağlarım.

Zalimler ceza görmeli elbet,
Mazlumlar niçin çeksinler zahmet?
Hak çiğneniyor nedir bu hikmet?
Haksızlıklara yanar ağlarım.

-Yeniköy-

İHSAN RAİF

*(Alıntılayanın notu. Bu şiirin bir bölümü aynı adla büyük usta Erol Büyükburç (1936-2015) tarafından bestelenmiştir. Klasikleşmiş, güzel bir şarkıdır. Onu da dinleyebilirsiniz.)

İhsan Raif Hanım, Prof Dr. Cemil Öztürk (Sayfa 53 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 1. basım, 2002)İhsan Raif Hanım, Prof Dr. Cemil Öztürk (Sayfa 53 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 1. basım, 2002)

Nasıl desem...
Beni anlayabilmen için
tek şey gerek aslında.
Hak ettiğini yaşa...

Davut Sakallı, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

BEKTAŞİ
Sen ne hak ararsın ekmekte, tuzda,
Boş kalır münkirin eli topuzda;
Mademki yazmışsın Levh-i Mahfuz’da
Bütün günahlarım senin olmaz mı?

Zalimin sesini duydun, dinlettin,
Mazlumu ne için ezdin, inlettin;
Hak isen, her hakkı niçin çiğnettin,
Hakk’ın tarlasında ekin olmaz mı?

Mademki iyiyi öğer seversin,
Sevap işleyeni neden döversin;
Sen olsan yerimde kime söversin,
Hiç atıp tutacak yerin olmaz mı?

Şehlâ gibi gözün daima süzgün,
İğrenç gelir bana sürdüğün düzgün;
Her yarattığın şey ne için üzgün.
Devletli dediğin tekin olmaz mı?

Zurna dedin, bize figan dinlettin,
Masal kadar bize ezan dinlettin,
Kelamımdır dedin, Kuran dinlettin,
Bu bâkir kelamlar gelin olmaz mı?

Her ümmid kördür, her emel aksak
Bugünkü genç olur yarın bir sarkak;
Biz senin elinden nasıl kurtulsak,
Senin şi’rinde hiç vezin olmaz mı?

Dişlerin omuzda, okların canda,
Bir elin ateşte, bir elin kanda;
Bu kadar soğukluk varken cihanda,
Acaba cehennem serin olmaz mı?

Sen veriyor, yine sen deriyorsun,
Verdiğini niçin çok görüyorsun?
Bu can senin ise ne veriyorsun,
Aşıkların senden emin olmaz mı?

Aldatma yetiştir bizi, hey gidi,
Açıldı ağzımın artık kilidi;
“Verir de alırım” dedin mi idi,
Pazarlık dediğin peşin olmaz mı?

Gençlikte ziyanla ağlattın bizi,
Bir Anka zülfüne bağlattın bizi;
En sonra yoklukla dağlattın bizi,
Ne büyüklük, bak da sevin olmaz mı?

İşit bunları da tepin, olmaz mı?

İHSAN RAİF

İhsan Raif Hanım, Prof Dr. Cemil Öztürk (Sayfa 203 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 1. basım, 2002)İhsan Raif Hanım, Prof Dr. Cemil Öztürk (Sayfa 203 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 1. basım, 2002)
Gogol, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

- Hak ! Hukuk ! Bugün dünyanın neresinde hak kaldı. İnsanlar onu katletti. Herkesin hakları var, fakat onların, onların gücü var ve bugün güç demek her şey demek.
- Neden onların gücü var ? Çünkü bu gücü onlara siz veriyorsunuz. Ve sizler korkak olduğunuz müddetçe onların gücü hep olacaktır. Tüm bunlar, yani insanlığın bugün korkunç dediği şey, yeryüzündeki on insanın iradesinden ibaret ve on insan bunu yeniden yıkıp yok edebilir. Bir insan, yaşayan tek bir insan onlara karşı durarak bu gücü yerle bir edebilir. Fakat sizler boyun eğdiğiniz, belki paçamı kurtarabilirim dediğiniz müddetçe, onları can evinden vurmak yerine, onlara itaat ettiğiniz müddetçe, sizler sadece bir kölesiniz ve bunu da hak ediyorsunuz demektir.

Mecburiyet, Stefan Zweig (Sayfa 33)Mecburiyet, Stefan Zweig (Sayfa 33)

Yaşlı Adam ve Nasihatları
Yalnızdı… Üzerinde yıllardır eskitemediği çizgili pijaması, yüzünde çizgiler… Kendi kendine konuşuyordu, her zaman olduğu gibi:

“-Hay Allah! Yine elektrik kesildi. Ne de karanlık oldu birden bire… İnsan ürküyor. Bilmem mezarda ne olur halimiz?”

Yeri neredeyse hiç değişmeyen kibrit kutusunu, yaşının verdiği ağırlıkla biraz geç de olsa buldu ve emin olmak için salladı.

“-İşte kibrit burada… Şurada bir yerde de mum olacaktı.Yakayım da gözümün önünü göreyim… Hah, tamaaam.”

Sonra yıllar öncesinde buluverdi kendini. Gülümsedi… Ve anlatmaya başladı, biri dinliyormuş gibi:

“-Çocukken, elektrik kesildiğinde, küçük odanın perdelerini açar, ay ışığında sohbet ederdik, annem, babam, kardeşim ve ben… Ne hoş olurdu Ya Rabbi!

Babam, köyde eşekten nasıl düştüğünü, annem, tarzancılık oynayayım derken, ağaç dalında nasıl asılı kaldığını anlatırdı… Biz de gülerdik.

Elektriğin kesilmesine hep sevinirdik. Çünkü birbirimize en yakın olduğumuz, hatıralarımızı, mutluluğumuzu ve acılarımızı paylaştığımız, güzel ve ne yazık ki nadir zamanlardı onlar… Başka günlerde televizyon seyretmekten, karşılıklı oturup konuşamazdık çoğunlukla.

Ah teknoloji! Nasıl da uzaklaştırdı insanları birbirinden… Ya da belki biz insanlar beceremedik. Her şeyden vazgeçip, görmemişler gibi davrandık. Sanki futbol maçları hanımlardan, filmler çocuklardan daha mı önemliydi? Yooo…

Huzurevleri daha mı sıcaktı sanki evlerden? Hem çocuklarını, hem ailesini, hem de anasını, babasını ihmal eder oldu insanlar. Zaten ben de, sırf huzurevine gitmemek için kalmadım mı böyle yapayalnız?

Ahh… Ah! Hay hak! Mum da ne güzel yanıyor. Yandıkça eriyor. Eridikçe aydınlatıyor. Aydınlattıkça bitiyor…”

Dede, aniden farklı bir ruh haliyle haykırdı:

“-Hazreti Ömer! Allah senden razı olsun! Ne ince, ne yüce insandın sen öyle… Kendi işi için ayrı, devlet işi için ayrı mumlar yakacak kadar, haramdan ve kul hakkından korkardın. O’nun ümmetiydin ne de olsa, Rasulullah’ın ashabıydın!Hazreti Ebubekir! Hazreti Hatice! Hazreti Fatıma! Hazreti Zeyd! Sizleri özledim…”

Biraz durakladı ve ağlamaklı bir sesle haykırdı tekrar:

“-Senin adaletine, Senin şefkatine, Senin nur yüzüne hasretim ya Rasulallah! Hasret bütün ağaçlar! Hasret bütün insanlar!

Çocuklarımın sesine, torunlarımın gürültüsüne hasretim…”

Ağladı… Sanki yıllarca hiç ağlamamıştı da, yıllar sonra bugün, ağlamaya bile hasret kalmışçasına ağladı…

Gayet iyi biliyordu ki, gözyaşı, kaderi değiştirmez. Belki sadece biraz rahatlatır, hüzün dolu bir kalbi…

Burnunu çekti. Mendiliyle sildi yüzünü… Ve sanki daha bir güçlü hissederek kendini, rest çekti:

“-Peh! Ben de iyice çocuklaştım canım! Vurayım kafama! Ne güzel işte. Sessiz sakin… Bir de torun mu çekecektim bu yaştan sonra? Cır cır cır cır!”

Tam bu sırada, elektrik geldi ve oda aydınlandı. Dede, tavandaki lambaya ters ters baktı.

“-Hıh! Niye geldiysen! Mum ışığında özlemlerim, sevgilerim dost olmuştu bana. Oda kararınca, kalbim ışımıştı. Gönlüm aydınlanmıştı.”

Elektrik düğmesine doğru yürüdü, bir dededen beklenmeyecek kadar hışımla. Sert bir hareketle dokundu düğmeye ve ışığı söndürdü.

“-Sönün ışıklar! Sönün yalancı aydınlıklar! Siz yanınca, umutlarım sönüyor!”

…Ve ağır adımlarla yatağına doğru yürüdü. Biraz uyumalıydı. Çocukların, torunların, hiç kimsenin olmadığı yapayalnız bir evde, bir gece daha…

Çekilmezdi bu yalnızlık, umutlar da olmasa… Ve çekilmezdi eğer, sığınak bildiği Rabbi’ne el açmasa…

Yine O’na yöneldi, O’na sığındı bir kez daha:

“-Allah’ım! Bu gece ve her gece bildim ki, Senden başkası yar olmaz bana… Koru beni Allah’ım. Yavrularımı koru, onlara merhamet ver. Onları affet Allah’ım. Beni affet… İman ile al yanına… Ölüm nasıl da yakın…”

Dede, bir yandan semaya açtığı ellerini yüzüne sürerken, diğer yandan da amin diyordu. Amin…

Yatağına uzanırken hasret yorgunu, dilinde her zamanki ümit bestesi vardı: Bismillahirrahmanirrahim…

Kısa zamanda, huzurla daldı uykuya.

…Ve bir daha uyanmadı dünyaya.