Ne biçim dünya bu be! İnsanlar aya gidiyor. Elektriğin çevresinde dönen tatarcıklar gibi dünyanın çevresinde vızır vızır dönüyor uydular ama, burada, şu garipler köşesinde ne yasa var ne de zavallıyı koruyan, onu düşünen biri...
Repton, tasvip etmiyordu. Platform topuklu ayakkabıların tehlikeli bir hızla yayılmasının önüne geçme çabasıyla okul, altından bozuk para geçirilebilen bütün ayakkabıların giyilmesini yasaklayan bir karar almıştı. Zihni sinir olduğum için ben, bir parça alüminyum kullanarak topuk ile ayakkabının tabanı arasındaki boşluğu doldurmuştum. Bu sayede hem kurallara harfiyen uyuyor hem de topuklu botlarımı giyebiliyordum (Şu anda yaptığım işle bunun arasındaki benzerliği anlamak çok zor olmasa gerek).
Yaşam da aynen böyle... İnsanlar doğruyu ararken iki adım ileri bir adım geri giderler. Istıraplar, hatalar, yaşamdan duydukları sıkıntı onları geriye atar ama doğruya duydukları iştah, inatçı irade onları hep ileri, hep ileri taşır. Ve kim bilir? Belki asıl doğrunun kıyılarına da erişirler...
Benim de bir papaz amcam var, öyle inançlıdır ki kuraklıkta tarlaya yağmur duasına giderken yanına şemsiye ve deri palto alır, dönüş yolunda yağıştan sırılsıklam olmasın diye. İnanç dediğin budur!