Türk ilericilerinin reform hususundaki prototipi, Anglo-Sakson liberalizminden ziyade, kuvvetli bir merkezi değişim modeli olan Fransız Jakobenizm olmuştur.
Türkiye’nin geleceği küresel ve yerli, liberal ve ahlaklı, seçkinci ama toplumu dışlamayan, bireyci ve dayanışmacı bir toplumsal projenin hayata geçilmesinde yatmaktadır.
Bu yüzden Özal'ın liberalizmi daha çok anarşik bir liberalizm doğrultusunda gelişmiştir: Gelenekleri yıkmış, bireyleri özgürleştirmiş, hedonist düşleri meşru kılmış, yasal engelleri zayıflatmış, istekleri artırmış, yeni pazarlar yaratmış ve önündeki bütün engelleri yıkmıştır. Liberalizm herkesin başıboş kalması olarak anlaşılınca, anarşik bireycilik, hedonist tüketicilik ve keyfi modernizm anlamına gelmeye başlamıştır. Liberalizmin bu şekilde yorumlanmasıyla oturmuş bir vatandaşlık tanımı, kentli davranış biçimleri, meslek etiği, girişimcilik ahlakı, kurumlar ve düzenlemeler gibi önemli etkenler gözardı edilmiştir.
İslamcı değerlerin kamusal alana bir kez çıkmasının er ya da geç laiklik ilkesini tehdit edeceği endişesi, devlet otoriteriyanizmi, "aydın despotizmi" ya da tek parti rejimini laik seçkinler için birçok kez tek seçenek haline getirmektedir. Müslüman ülkelerin siyasal sistemlerinde doğal bir kısır döngü mevcuttur. Bir yanda Batılılaşma çabalarına girişilmekte ve bu, otoriter rejimler sayesinde hayata geçirilmekte; öte yanda ise demokrasiye geçişe sıklıkla İslamcı değerlerin, pratiklerin ve karşı hareketlerin uyanışı eşlik etmedir. Batılılaşmış seçkinler, demokratik ideal ve kurumlara bağlı olmayan bu hareketlere karşı tavır almakta ve onlarla mücadele içine girmektedir. Ordunun laik düzeni tekrar tesis etmek için müdahale etmesiyle de döngü tamamlanmaktadır.