Ruhaniyet, ancak insani ilişkilerin somut, yakın ve sıcak ilişkiler olarak başat konumda olduğu mahalle gibi, ‘sahihlik düzeyleri’ inşa eden mekanlarda gerçekleşebilir. Modernlik, mahalleyi yok ederek apartmanlı mekanları yaşam alanı olarak belirlediğinde, somut insani ilişkiler, yerini, soyut ve formel ilişkilere bırakmış, geleneksel olan ne varsa, onu da insani muhtevadan soyutlayarak şekle ve formaliteye dönüştürmüştür.
Türkiye’nin toplum hayatında gelenek, maalesef, sadece bir şekilden ibarettir artık…
Dediğim gibi, toptancıdır ideolojiler; hedef kitle’yi oluşturan karşıtları arasında bir ayrım gözetmezler. Nazi ideolojisinde bütün Yahudiler kötüdür; apartheid ideolojisinde ise, bütün zenciler aşağılık, vb. vb.
Burjuvazi, özellikle yükselme evresinde kendisini anlatmak, anlaşılmak, idealleri ve değer yargılarıyla dile gelmek ister. Roman, bu bakımdan burjuvaziye hem dile gelme (kendini ifade etme), hem de bir tarihsellik atfedebilme olanağını veriyor. Roman, burjuvaziye, deyim yerindeyse bir ‘soykütüğü’ bağışlıyor.
Atasözü ile slogan arasında formel benzerlik var: İkisi de bir düşünü kısa ve kestirme yoldan anlatıyorlar. Dolayısıyla bir düşünce geleneğini hikmet ya da atasözlerinin oluşturduğu bir toplumun, düşün sistemlerini sloganlar aracılığıyla kavramasına şaşmamak gerek.