4 yıldır babamın yokluğunu çekiyorum ama asıl kaybettiğimi numarasına baktığım zaman başka birine ait fotoğraf görünce anladım. Çocukken ezberlediğim o numara babama ait değildi artık. O anı hiç unutmadım, babamın artık benimle olmadığı tokat gibi çarptı yüzüme. Bulutları, gökyüzünü, güneşi çekemiyorum artık. Senin şu cümlelerin geliyor aklıma “Ne var ki gökyüzü işte. Hadi çağırın da gelsin çeksin.” Haklısın babam, o zaman sıradan bi gökyüzüymüş asıl şu an anlamlı. Her güneş doğuşunda, batışında seni görüyor gibiyim. Daha bi sakin daha bi güzel bulutlar. Seni çok seviyorum. Babalar günün kutlu olsun her zaman yanımdasın. Beni unutma gel rüyalarıma.
Bazen sadece birinin bana "Haklısın" demesi için saatlerce hiç alakası olmayan argümanlar üretebiliyorum
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sende haklısın.. Kırıldığım şeyleri söylerken sana göre boş konuşuyorum. "Bak şimdi hiç konuşmuyorum."
1000Kitap
Sende haklısın aslında, beni sevdiğini söylerken bir kere bile yüzüme bakmadın.
Duygu ve Düşünce
Şaşırmak da haklısın. Bazen ben bile şaşırıyorum kendime... Ne yapacağım belli olmuyor. Bir bakmışsın suskunluğa gömülmüşüm, bir bakmışsın içimdeki fırtınayı kelimelere dökmüşüm. Kendi gönlümün haritasında bile kayboluyorum bazen. Ama öğrendim ki insan, kendini en çok kaybolduğunu sandığı yerde tanıyor. Her çıkmaz sandığım yol, içimde açılan yeni bir kapıya varıyor. Düşe kalka yürürken anlıyorum; mesele hiç şaşmamak değil, her şaşkınlığın ardından hakikati biraz daha bulabilmekmiş. Çünkü gönül de deniz gibidir; bazen dalgalarla taşar, bazen durulup gökyüzünü seyreder. Ve insan, en çok kendine yabancılaştığı anlarda Rabbine yakınlaşır. ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap
Uzanmış yatağında, ayaklarını sallayarak Das Kapital (konu hakkındaki ilk eline aldığı kitap :) ) okuyor.Sanırsın aşk kitabı okuyor. Tabi okumadan önce yorumlara bir bakıyor. Zor kitap, anlaması zor bilmem ne de bilmem ne. Okumasam mı acaba diyor önce de sonra zor olması daha iyi değil mi ki diyor? Demek ki kitap bir şeyler öğretiyor diye düşünüyor. Hem kafasını zorlamış olur. Uyuşuk kafası açılır belki. Hem zaten bu en ana kitaplardan değil miymiş bu konu hakkındaki? İslamı kafasında şekillendirirken Kur'an okumamış mıydı? E bu da öyle bir şey olur belki... He he aynen, öyle olur! Zaten bu kişi de önemli bir figür diyip başlıyor okumaya. Beş sayfa, on sayfa, on beş sayfa, yirmi sayfa, yirmi beş sayfa... Otuzu gördü mü emin değilim. Pes ediş kendini belli ediyor. Bırakıp başka diyarlara uçuyor. Sonra zamanlar geçiyor ve bu defa bakıyor ki alfabesi varmış bu konunun, yordam sağ olsun. Onu okuyor. Evet bazen alfabeler vardır. Bazı alfabeler vardır. Bizim ihtiyaç duyduğumuz gerekleri bize ihtiyaç duyduğumuz şekilde anlatan alfabeler vardır. Onlardan yana gidelim önce. Önce onlardan yana gidelim ki, başka alfabeler de katabilelim bünyemize. Bu alfabe işi de sıvı bir iştir. Dönüşür. Dönüştürülür. Sadece yordam noktasından bakılmaz işe. Alfabeler önemli. İnsan misal olarak kendi ruhunun alfabesini bir miktarca çözemeden nasıl dünyayı, çevresini, kişileri, güzellikleri anlayabilir ki? Kendi alfabesini hissetmeyen kişi katamaz ki kendine öteki şeyleri. Düşünür ama yapmaz. Çünkü alfabesini hissetmiyordur ki. O yüzden insan ilk önce kendi azını bulacak. Bu ne mi demek? Yine ve yeniden Hakan Günday... ''AZ…Küçük bir kelime, büyük bir roman. Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az... O zaman