Yirmi yaşındayken damarlarımızda delifişek akan kan zamanla durulur. Elimiz kolumuz tutmaz olur, duyularımız zayıflar. O çok korktuğumuz tutkuların ve peşinden gitmeye cesaret edemediğimiz ayartmaların belleğimize üşüştüğü eciş bücüş kuklalar olur çıkarız. Gençlik! Gençlik! Hayatta gençlik gibisi yok!
Bir şarabın mahsul yılını ve kalitesini anlamak için bütün fıçıyı içmek gerekmez. Bir kitabın değerli mi, yoksa beş para etmez mi olduğunu söylemek için yarım saat yeter de artar bile. Edebiyattan anlıyorsanız on dakika bile yeter. Sıkıcı, koca bir kitapla baştan sona boğuşmayı kim ister ki. Bir tadına bakın, anlarsınız.