Oysa düşler yaşatılmalı; öyle değil mi ? Bu düş dünyasının bana anı olarak bıraktığı yerleri zaman zaman dolaşarak, geri gelmez geçmişi yaşamaktan çok hoşlanırım. Bunun için sık sık bir gölge gibi amaçsız ve başıboş, kentin ıssız sokaklarında dolaşırım. Neler neler anımsarım...
Ve "Düşlerim nerede? " Diye sormaktan kendimi alamıyorum. Başımı sallayıp diyorum ki: " yıllar ne çabuk geçiyor!" Ve yine soruyorum kendime : " Ne yaptın yıllarına ? En iyi zamanlarını nereye gömdün ? Yaşadın mı yaşamadın mı ? " Ve yine kendime diyorum ki : " Bak, çevrendeki her şey nasıl da gittikçe soğuyor..." Umutsuzluk, yalnızlık içinde yıllar geçecek, titrek yaşlılık bastonuna dayanarak karşına dikilecek. Her şey hüzne, kedere bürünecek... Yaşadığın o parlak dünya sönecek, düşler sarı yapraklar gibi bir bir dökülecek... Ah Nastenka, yalnız, yapayalnız kalmak hüzünlü olacak ; üstelik ardından üzülebileceğin bir şeyin de olmayacak: hiçbir şeyin, hiçbir şeyin olmayacak...