“Kollarını bana dolayana kadar asla fark etmemiştim bu hissi. Seninle evlenebileceğimizi de hiç düşünmemiştim Martin, şu ana kadar asla. Beni kendine nasıl aşık ettin?”
“Bilmiyorum,” dedi Martin gülerek. “Sadece seni severek tabii; çünkü senin gibi yaşayan, nefes alan bir kadın şöyle dursun, bir taşın kalbini eritecek kadar çok sevdim seni.”
“Bana ne zaman aşık oldun?” diye fısıldadı Ruth.
“Daha en başından, seni görür görmez. Aşkından çıldırıyordum; o zamandan bu yana geçen tüm o süre boyunca bu çılgınlık daha da arttı. Şimdi ise çılgınlığın doruğunda zevkten deli divaneye dönmüş haldeyim sevgilim.”
“Anlaman gerekense şu: Oyun bitene kadar hiçbir şey bitmiş değildir. Elinde tek bir piyon kalmış olsa bitmez. Bir tarafta tek bir piyon ve şah varken, karşı tarafın bütün taşları duruyor olsa da, oyun devam eder. Sen bir piyon olsan da -ki belki hepimiz öyleyiz- piyonun en sihirli taş olduğunu asla unutmamalısın. Ufacık ve sıradan bir şey gibi görünebilir ama öyle değildir. Çünkü hiçbir piyon piyondan ibaret değildir. Bütün piyonlar kozadan çıkmayı bekleyen birer vezirdir. Senin tek yapman gereken, ilerlemeye devam etmenin bir yolunu bulmaktır. Her seferinde tek bir kare. Bu şekilde karşıya geçip bütün güçlere sahip olabilirsin.”